28 Şubat 2012 Salı
Güneşi Yakalayamadım Yine
Kalkıyorum ve görüyorum ki artık sabah değil
Güneşi kaçırmaktan bıktım, çok yazık bana
Ben geceyi bile yakalayamıyorken güneş neden terketti beni?
Geriden gelmek nasıl bir şey sordum kaplumbağaya
Sonunda yarışı kazanacağımı fısıldadı kulağıma
Hayır ben memnun değilim bu yolun sonunda bir duvar
Daha hızlı çarpmam için çabalamış çevremde insanlar
Neyse kahvaltı edemedim bugünde
Pakedi çoktan açılmış bir bisküvi, yemeye çalışıyorum
Her aynaya baktığımda o yorgun adamı görüyorum
Markete gidip birşeyler almak zorundayım hayat memat meselesi
Şarjı günler öncesinden bitmiş telefonumu arıyorum yine
Belki bir haber gelir diye
Yıldızlara selam veriyorum yine kaydı bir tanesi, aman
Suratımda yastık izleri ile yürüyorum saçlarım kalkmamış hayret
Uykusu gelirken dostlarımın benim afyonum yeni patlamış
Gecelerin adamı olmak böyle bir şey değilki
Evde yine bir sessizlik hakim herkes gitti
Yine istediğimi söyleyemedim
Boş konuşmanın ötesine geçemedim
Üzülüyorum bazen kendime
Sonra aklıma geliyorum
Siktir et diyorum
Anlamam ki
24 Şubat 2012 Cuma
1.Eskişehir Şarap Festivali
Bugün kapılarını açan Eskişehir şarap festivalinde biz de arkadaşlarımızla yerimizi aldık. Festival Eskişehir Tepebaşı belediye başkanı Ahmet Ataç'ın konuşması ile kapılarını açtı.Dünyada Türk şaraplarının yeri ve önemini anlamamız açısından önemli bir organizasyondu.Turizm'in geliştiği ve farklı yönlere doğru kayması ile artık deniz kum güneş'in ötesinde birşeyler yapılması gerekiyordu zaten.İnsanlar farklı tadları denemek için o kadar yollar gidiyorlar fakat gastronomi'nin önemi daha yeni anlaşıldı .Bizde yeni gelişmekte olan bu alanda payımıza düşeni alabilmek ve kültürümüzü tanıtmak için atağa kalkıyoruz yavaş yavaş.
Sevindirici haberler okuduğum oluyor bazı restoran'lar michelin yıldızı almak için başvuru yapmışlar.Ayrıca dünyaca ünlü Food & Wine dergisinde istanbul tanıtılmıştı.Tanıtım için her sene belirli kaynak ayrılıyor bakanlık tarafından fakat en etkili tanıtım yolu bu tarz etkinliklerdir.Zaten yeterince desteklenmeyen bağcılar ve şarap üreticileri kendilerini bu tarz organizasyonlarda gösterebiliyor.İşin garibi organizasyona talep beklediğimden çok azdı.Belki festivalin ilk günü olduğu içindir, tahmin ediyorum hafta sonu daha kalabalık olacaktır.
Yerli üretim şaraplarımızın ne kadar kaliteli olduklarını görmek istiyorsanız bu fırsatı sakın kaçırmayınız derim.Haftasonu için ideal bir kaçamak olabilir.Umuyorum ki bu organizasyon devam eden bir gelenek halini alır ve uluslararası arenada saygı değer bir yer edinir.
Gözümüze takılanlar
Doluca Grenache 2008 festivalin yıldızıydı diyebilirim.
Kavaklıdere Egeo rose, sevilen R Cabarnet Sauvignon & Syrah ve kayra kalecik karası rose, yaz aylarının bir an önce gelmesi gerektiğini bir daha hatırlattı bize.
Vinkara Chardonnay ise beyaz favorimiz olarak notumuzu aldık.
Çok daha fazlası için Haller Gençlik Merkezine uğrayıp tadım yapabilirsiniz. Bir kaç fotoğraf paylaşmadan olmaz tabi.
Son söz: Hancı bize şarap ve kadın getir.Tabi o dönemler eskide kaldı bak nereden nereye.Bir de aşkın şarabını sordum o neşe fıçılarında bekliyor hala dediler seni bulur de di ler..Dediler ki hayat güzel..:)
20 Şubat 2012 Pazartesi
Cunda'ya Özlem
Azizim
Yılın en soğuk zamanları geldiği zaman içimi bir hüzün kaplar, sıcakları özlerim.Son zamanlarda evimizin soğuk olmasından ötürü bu özlem bir arttı bir coştu.Nedenini bilmiyorum yani mukavvadan bir evde mi oturuyoruz yoksa?Dokunuyorum yok hayır bildiğin tuğla, kombiyi kökleyince anca ısınıyor evimiz. Bahsettiğim taş çatlasın 70 metrekarelik bir ev ki bu en iyimser rakam. Biz kutu gibi evde üşürken, her gün 'ulan keşke güneyde bir yerde yaşasaydık' diye düşünmeden edemiyoruz. Güneyden kastımız Antalya değil daha güneyi olmalı; Ekvator olabilir Latin Amerika hay hay. Düşünüyorum da sürekli şort tişort gezmek harika olur gibi geliyor. Bütün sene bronz ten bedava, diyelim kübaya gittin puro mu dersin rom mu dersin eğlence mi dersin artık ne ararsan. Brezilya, başımın üstünde yeri var hafızalarımızı tazeleyelim snoop dogg-pharrell beautiful klibini. Anladın işte bütün gün sambasıydı çaçasıydı derken formumuzu koruruz. Keşke samba okuluna gitseydik bak şimdi canım çekti.Ulan devamsızlık biter, bakın ülkeye bir tane samba okulu açın başarıyı görün.Dersten çıktın canın sıkıldı atla amazon minibüslerine şehir merkezinden git biraz temiz hava al 3-5 timsah resmi çek dön.Yağmuru pis oranın diyorla ama ona da katlanırsın artık.
Neyse konudan saptım benim anlatmak istediğim özlem Cunda Adası özlemidir.Bilenler, gitmiş olanlarımız vardır elbette müdavimleri çoktur. Bende her yaz 3 bilemedin 9 kere gitmeden rahat edemem. Alibey adası diye geçer tabelalarda fakat Cunda isimi daha popülerdir.Ali Çetinkaya'ya ithafen adı değiştirilmiştir, zaten Ayvalık'a yolu düşmüş kişiler bu isime sıkça rastlarlar.Kurtuluş savaşında ilk kurşunu atan kişi olarak kabul edilmiştir.İnkilap tarihini senelerce tekrarladık biliyoruz tamam.
Şimdi ben emekli olduğum için öyle gürültülü yerleri sevmiyorum.Bana desen ki Ibiza köpük partileri gelmem, huzurumu bozmak istemem.Keyif adamıyım, hafif bir müzik olsun hoş sohbetimizi yapalım envai çeşit mezelerden dilediğimizi seçelim mehtap bize gülsün biz ona bakıp aşka dalalım gibi.
Bilinenin aksine Cunda pahalı bir yer değildir bunu baştan söyleyeyim. Ortalama tatil beldesi fiyatlarında diyeyim. Her turistik mesken gibi burada hediyelik eşya satan çarşı bulunmaktadır. Genelde bir dondurma lokma alıp bu çarşıda gezmek için gidenler çoğunluktadır.Ya da Taş Kahve adıyla hizmet veren butik otel-kafe'de oturulur.(tarihi çok eskiye dayanır Taş kahve'nin akşamları yer bulmak kolay değildir)Sahile paralel giden bir sokak üzerinde çeşitli restoranlar dondurmacılar bulunur.İçeriye doğru giden dar sokaklarda kendinizi kaybedip başka restoranlar bulabilirsiniz.Ben illa deniz görücem diye düşünmüyorsanız ara sokaklardaki mekanlar daha güzel gelir bana ve çok güzel müzikler dinleyebilirsiniz.Sahil tarafı restoranlarında müzik çalmıyor maalesef. Nedenini bilmiyorum.
Hele bir damla sakızlı kurabiyesi vardır aman aman derim denemeden dönmeyiniz sahile paralel 2. arka sokakta bulunur yanılmıyorsam. Hatırlamaya çalışıyorum sokak sokak yani böyleydi.Yok biz club genciyiz eğlenmeden olmaz diyorsanız onlarda adada mevcut. Ben sevmem gürültüyü yanar döner ışıklı gece hayatını orası ayrı. Eğer ki gündüz vakitlerinde gittiyseniz aşıklar tepesi diye bilinen yerde bir yel değirmeni bulunur. Yolda giderken görebilirsiniz zaten.Restore edilmiş bir kütüphanedir aslında orası.Müthiş bir manzara eşliğinde keyfinize bakıp çayınızı yudumlayabilir ve neden buraya aşıklar tepesi denmiş sorusunun cevabını öğrenebilirsiniz.
Gecesi ayrı güzel gündüzü ayrı güzel bir yerdir Cunda.Herkes farklı görür farklı bir tat alır ve herkese hitap eder bu güzelim yer.İster balık restoranına gidin ister taş kahveye yada değirmene.Eminim ki sizde büyük keyif alacaksınız.
Not:Özellikle restoran önermek istemiyorum fakat iç sokaklardaki mekanlarada bakmadan bir yere oturmayınız.Adisyonları kontrol etmeden hesap ödemeyiniz derim.
Yelken kulübünden arkadaşlarla bir levrek yemiştim 76'da hiç unutmam tadı damağımdadır...Tabi şimdi çok bozuldu eskiden bu kadar kalabalık değildi..
Yel değirmeninde çekildiğim güzel bir fotograf
19 Şubat 2012 Pazar
Bir Kitap Bin Ağıt
Şiirleri seviyorum ve yazmaya çabalıyorum içimden geldiği gibi.Başlı başına bir yetenek ve çok zor birşey benim için.Yazma hevesimin olduğu senelerde bende yazıyordum içimden geldiği gibi.Fakat o zamanlar daha çok nefret söylemi içeriyordu yazdıklarım, bunun sebebi rap müzik daha doğrusu 'gangster rap' ile büyümüş olmamdı.Abilerimiz sayesinde tanıştık ve kasetlerden dinliyorduk durmadan.Ne dediklerinin bir önemi yoktu başlarda fakat zaman geçtikçe neden küfür ediyor bu adamlar diye sorgulamaya başladık haliyle.Kendi çapımızda araştırıyorduk tabi google'dan haberim olmadığı zamanlara denk geldiği için zorluklar yaşamadım değil.İnternet hayatımıza iyice girmeye başladıktan sonra forumlarda çok vakit geçirmeye başladım, tabi zarganda yok o zaman sarı küçük sözlükle ne kadar anlayabilirsen artık.
Sonradan elime bir kitap geçti Tupac Shakur-Bir Asinin Ölümü.Senelerce araştırmaya çalış oradan buradan yalan bilgiler derken bu kitap beni o kadar sevindirmiştiki anlatamam.
Hayatınızda en çok dinlediğiniz düşüncelerini örnek aldığınız ve hayatını öğrenmek istediğiniz adamın kitabını buluyorsunuz.Herneyse bu kitapı tanıtmak istedim bugün.İlerleyen zamanlarda zaten bu gangster rap ve müzik konusunda durmak istiyorum.Benim fikirlerimde büyük etkisi olmuş bir üstad ve bilmeyeniniz varsa biraz araştırma yapabilir.
Arka kapak
Tupac Shakur, gelmiş geçmiş en büyük şarkıcı değil, en büyük besteci de değil; fakat Tupac Shakur , kısacık yaşamında müzik yaptığı , küfürlü konuştuğu, annesi Kara Panterler üyesi olduğu, sıradan olmayı reddettiği, ama en çok da siyah (yani farklı) olduğu için sürekli kovalandı, itilip kakıldı; sonunda da vurulup öldürüldü.Türkiye gibi bir ülkede Tupac Shakur gibi geniş kitlelerin fazla tanımadığı bir hip-hop şarkıcısının yaşam öyküsünü anlatan bir kitabın çıkarılmasının nedenini merak edenler, konuya tam da o noktadan bakmalılar.Tupac Shakur, kararlı hoşgörüsüz odaklar onu hiç rahat bırakmadılar.Sonunda da (belki ucuz bir 'canki'ye bir kaç bin dolar vererek) onu temizlettiler.Böylece Amerikan beyaz, anglo-sakson, protestan ahlakı rahat bir nefes almış oldu.
Bu kitabı okuyanlar, Tupac'la ilgili övgülere ya da yergilere rastlamadıklarını fark edeceklerdir.Kitabın yazılış amacı da o değildi zaten.Bu kitabı yazan da,basan da, satan ve okuyan da herşeyden önce 'farklı olma hakkı'nı savunan insanlardır.Çünkü bir toplum, farklı olana sevgi ve saygı olmasa bile, hoşgörü göstermeyi hayatın çok önemli bir kuralı olarak benimsemezse, ne Amerikalılar'ın 11 Eylüller'i bitecek bu dünyada ne de Türkler'in 20 Kasımlar'ı...
Sabri Kaliç
Farklılıklarımızı hoşgörüyle karşılamalıyız saygılı olmak zorundayız.Ders çıkarmamız gereken bir hayat hikayesi.
Son olarak şiir konusuna gelince ise şimdilerde daha duygusal şeyler yazıyorum ve en çok sevdiğim 2pac'ın en çok sevdiğim şiirini de yazmazsam olmaz.
I CRY
Sometimes when I'm alone
I cry,
Cause I am on my own.
The tears I cry are bitter and warm.
They flow with life but take no form
I cry because my heart is torn.
I find it difficul to carry on.
If I had an ear to confiding,
I would cry among my treasured friend,
but who do you know that stops long,
to help another carry on.
The world moves fast and it would rather pass by.
Then to stop and see what makes one cry,
so paintful and sad.
I cry
and no one cares about why.
18 Şubat 2012 Cumartesi
Otobüsle Kavgalıyım
Uzun süredir yazmak istiyorum aslında yollar üzerine ve her seferinde hoşuma gitmeyip yarım bırakıyorum.Uumarım bu sefer yolda bir yerde düşürmemişimdir ilhamımı.Çünkü yolda çok düşündüm şöyle olursa bu olur diye hayallere daldım.Ne güzel oluyor camdan dışarı bakıyorsun hiç bilmediğin yerler kimin baktığını bilmediğin camlara bakıyorsun öyle akıp gidiyor hayat.Sende hayaller kuruyorsun çalan müziğe göre veriorsun coşkuyu.Öncedende yazdım yola çıktığım zaman mp3 player ım yanımda hazır bekler ve bana eşlik eder beni mutlu eder bazı yerlerde gözlerim yaşlı olur.En son 2 sene önce yaz okuluna kaldığım zaman acaip bir hayatım oldu bir akşam evde tek başıma otururken ertesi gün yola çıkıp akşamında discoda pek çok arkadaşımla beraber takılıyordum.Bir akşam eskişehirde sıkıntılar içinde boğuşurken öbür akşam cundada sevdiğim insanlarla birlikte felekten bir gece çalabiliyordum.Bu benim için cehennem ile cennet arasındaki yolculuk gibiydi resmen.
Bir gün otobüse binmeye doğru giderken depeche mode- wrong çaldı ve gözlerim doldu sinirlendim yine yalnızlığa gidiyorum diye cdyi teypten çıkartıp dışarı fırlattım.Zor günlerdi tabi hiç içinde olmasada yola çıkmak zorunluluğunun olması çok kötü birşey...Eskiden beridir otobüsle husumetim var zaten, daha çocukken neredeyse her hafta karşıya gidiyorduk (istanbul asya-avrupa yakası, karşı taraf dediğimiz)
Dayımlar karşıda oturuyordu ve bizde gidiyorduk otobüsle o kadar zorduki hep beni araba tutardı delicesine kusardım yollarda midem kaldırmazdı artık annemde hep 'bak cami' diye benim dikkatimi dağıtmaya çalışırdı.İşe yarardı tabi minareler çok uzaktan dikkatimi çektiği için bir süreliğine iyi gelirdi hatta bazı yüksek binaların kaç katlı olduğunuda sayardık ama ben yinede bir yerde dayanamayıp kusardım.
Allahtan geçti çok zaman önce bu huyum fakat insanı araba tutması çok kötü bir şey hayatı zehir ediyor resmen.Toplu taşımaya olan inancımı sarstı tabi bu kötü anılar ama ben yılmadım yollardan vazgeçmedim.Sevdim hep farklı yerleri görmeyi istedim o bilinmezlik yokmu hiç bilmediğin yollar acaba burası nereye çıkıyor demen..
Güzel şeyler severim, ehliyetimi aldıktan sonra daha güzel bi hal aldı benim için araba sürmeyi çok severdim ve şansıma uzun yol şöforü gibi yollara çıktığım bir yaz var ki hiç unutmam.Aslında otobüsleride severim o çıkardıkları 'tıss tısss' ses yokmu hasta olurum ve kullanmayıda istemişimdir çocukluğumdan beri.Ama iş arka koltuklarda oturmaya gelince nefret ederim.
Şehir dışında okuduğumuz için yollar bizim arkadaşımız zaten ve sürekli tren kullanan birisi olarak halimizden çok memnunduk.Taa ki trenler kalkana kadar.
Duymuşsunuzdur haydarpaşadan seferler sona erdi hızlı tren çalışması için ve pek çok insanı etkileyen bir olay oldu bu.Hem maddi hemde manevi olarak mahvolduk diyebilirim.Daha 1 ay önce güney ekspresi ile 6.50 liraya evimize gidiyorduk hemde yata yata diyebilirim.Tabi genelde ekspresleri kullanıyorduk ama güney ekspresinin havası bir başka oluyordu tabi fiyatıda öyle.Daha geçtiğimiz perşemde günü otobüsle gelmek zorunda kaldım ve 35 liraya hemde sallana sallana rezalet bi halde gelene kadar yayık ayran oldum.Çok kızdım demir yollarına nasıl olur diye fakat yapacak birşey yok hızlı tren yapımı için bu çile çekilmek zorunda.Fakat benim anlamadığım devletin böyle bir parayı nasıl kaçırdığı.Kaba bir hesap yaparsak büyük bir parayı resmen özel şirketlere hediye ediyor devlet hemde insanlar mağdur oluyor yani ince bir hesapla güzel para kanka.Sen anla artık.Birde bu otobüsler nerede otogar var oraya giriyorlar yol bir uzuyor bir uzuyor aman aman..Hevesimde kalmadı zaten istanbula dönmek için azıcık olan hevesimi paramparça ettiler.Yaktın bizi demiryolu haberin olsun...
Herşeye rağmen yolları seviyorum takıyorum müziğimi efendi gibi düşüncelere dalıyorum gidiyorum.Artık neresi olursa farketmez ki bambaşka dünyalarda yaşıyorum o anda.
Yollar bizi birbirimize bağlıyor güzeldir yollar.Gözyaşı vardır yollarda heyecan hiç bitmez dua vardır sağsalim gidebilmek için.Yeni evlerin olur pek çok durak orada bir telaş görürsün farklı şeyler yaşarsın..Ne olursa olsun insan yola çıkınca farklı bir ruh haline bürünür.Ben seviyorum yolları çünkü yollarda yalnızdır...
17 Şubat 2012 Cuma
Hayallerini Başkaları Yaşıyor
Hayaller kurup orada oturmayı çok seviyorum.
Orada günlerimi geçiriyorum güzel bir ev yapıyorum
O kadar yaşıyorum ki orada
Dinlenmeye dalıp hayal kuruyorum hayalimde
Neler yapabilirim diye en ince detayına kadar düşünüyorum
Kafamdaki plana uygun davranıyorum ve çiziyorum herşeyi
Neden olmasın ki?
Bir ev istiyorum sadece
Bacası olsun dışarıdan lambası görülsün
Sarı yada beyaz farketmez herkes görsün orada bir ışık
O kadar vakit geçiriyorum ki orada döndüğümde saat kaç
Bilmiyorum nasıl yapmalıyım reklamını
Zor olay biliyorum beğenisini sağlamak
Ama bir hayalim var al işte burada duruyor
Gel diyorum duymuyorsun, sesim çıkmaz ki benim
Herşey için çok geç tabiki biliyorum aptal değilim
Ben sadece hayal satan bir müteahhitim
Yaptığım evde oturamıyorum
Hayal satarım hayal bakarım
Bir gerçekliğim yok
Yalnız ufuklara dalarım
İstemem zarar gelsin evime
Olan bana olsun razıyım
14 Şubat 2012 Salı
Dokuz Köyün Muhtarı
Lafını balla kesiyorum unutma sakın diyeceğini,Halihazırda tatilim devam ederken böyle bir mutluluk var içimde sürekli.Ama bu çok uzun sürmeyecek zira 2 güne kalmaz kürkçü dükkanına geri dönmek zorunda kalacağım.Okullar başladığı için yine o melankolik moda gireceğim bir süreliğine umarım geçen seneki gibi yaz geç gelmez.Gerçekten geçen sene ne acaip olmuştu mayısta montlarla geziyorduk ya aman hiç hoş değil.Bende kendimi böyle mutlu yakalamışken aklıma gelenleri yazmaya devam ediyorum bu hitap şeklini hiç kaybetmemeyi umuyorum.Bir yandan ilerleyen günlerde şu konulardan bahsedeyim diye küçük notlar alıyorum fakat hepsi sırayla olmak zorunda, zira aklım karışıyor ve 2 konu birbirine giriyor.Ne şimdiki yazmak istediğimi adam gibi anlatabiliyorum ne ileride yazmayı planladığımı.Ortaya saçma sapan birşey çıksada silmiyorum çünkü bütün olarak bir işe yaramasa bile birkaç güzel cümleyi bulabiliyorsun.Güzellik görmek isteyene canım, sen yeterki gözlerini kapatmayasın dikkatle inceleyesin.
Dedimya mutluyum diye öyle anılarımı yazıyorum hazır kendimi böyle yakalamışken anıları arka arkaya diziyorum, zaten ileride bol bol hüzünleniriz.Yaşlı olduğum için o eski bayramları arıyorum ben yavrucuğum.Neyse işte ben yine aynı doğrultuda bir kaç anımı paylaşmak istiyorum izninizle.
Her ne kadar şu zamanlarda okulumu çok sevmesemde geçmişte durum böyle değildi.Herzaman yaramaz ve başarılı bir öğrenci profili çiziyordum tabi bu ilk ve orta okul için geçerli.Bilseydim zaten orta okuldada başarılı olmazdım abi.Takdirlerle veli toplantılarıyla coşan veli lisedeki zayıfları görünce büyük bir şok yaşamıştı iyi hatırlarım.Heleki veli toplantıları ne kötüydü bazı öğretmenler vardı sınavları toplantıda açıklayacağını söylerlerdi.Uyuz olurdum yani ne var bana söylesen belki evle pek haşır neşir olmak istemiyorum not konusunda.Hayret yani.
4. sınıftaydım ve yanlış hatırlamıyorsam problem çözümüne yeni geçmiştik , öğretmen tahtaya yazmış soruyu herkes harıl harıl çözmeye çalışıyor bende hoop elimi kaldırdım.Çözümü göstermek için can atıyorum ve eminim kendimden tabi öğretmen geldi baktı ve güzelce kulağımı çekti.Bu yanlış evladım gibi birşeyler söyledi en başta ben anlamadım tabi.Nerede hata yaptım diye kontrol ediyorum bi yandan çözümü izliyorum sonra bekledim ve öğretmenin sonucuyla aynı çıktığını gördüm.Hırs yaptığım için gittim hemen defteri götürdüm öğretmenim ben doğru çözdüm diye konuşuyorum.Baktı 'aa sen 2. yoldan çözmüşsün' dedi.Öyle mi denirdi 2. yol dimi yanılmıyorum?Tamam canım çok yanmamıştı ama neden kulağımı çekmiştiki anlamıyorum.Bütün tenefüs ağlamıştım kendimi tutmuştum derste ağlamiyim diye.Gerçekten gururum incinmişti.
Dediğim gibi yaramazlık yapıyordum ama ders için gerekli şeyleride yapıyordum, zaten çocuğuz memur değiliz bütün gün oturalım kıçımızın üstüne.Yaramazlığın abartılmadığı sürece zıpır bir tarafı vardır, bende genelde bu ayarı tuttururdum diye düşünüyorum.2. anım bu sefer liseden geliyor.Sürekli atıştığım edebiyat öğretmenimiz bir gün elinde yaprak testlerle geldi bütün sınıfa dağıttı 20 soru falan böyle.Başladık soruları çözdük ben bitirdikten sonra sıkıldım birde o sıralar deli kitap okuyorum çok heyecanlı bir yerde kalmıştı tenefüste bitiremedim.Hazır testi çözdüm şu kalan 2-3 sayfayıda bu sürede bitiririm heralde diye okumaya başladım derken çat.Ne yapıyorsun sen biraz hakaret falan dersten atıldım bu sefer.Öğretmen dışarı çık diyince ben kapının önüne değilde bahçeye gittim beden dersinde maç yapanları izlemeye koyuldum.10 dakika sonra beni aradıklarını görüp sınıfa gittim tabi öğretmen mahçup olsada fazla yüz vermek istemiyor, çünkü sürekli laf yarıştırıyoruz böyle bir rekabet halindeyiz gibi.Kızmadım sadece üzülmüştüm o zaman.
Zaten yeterince uzadı o yüzden elimden geldiği kadar kısa tutmaya çalışıyorum.Pek hoşuma gitmiyor bu tavrım kendimi kısıtlamayı sevmiyorum.Daha rahat okunsun diye yapıyorum ama bu seferde bütünlük kayboluyor gibi..Bilmiyorum azizim deneme yanılma bazen bu işler.Sonuç olarak aklıma gelen ve beni etkilemiş bu birbirine benzer iki olayı anlatmak istedim.Hepimiz yanlış anlamalara kurban gitmişizdir ben pek çok kere yaşadım.Bunun sebebide bazen adımın çıkmış olması oldu bazen karşımdaki insanın dikkatsizliği, ahmaklığı.Yine lisede hasta olduğum bir gün okula gidemedim, ertesi gün gidince hemen anlattılar; öğretmen sınıfa giripte sınıf defterini yazmaya başladığında gürültü olmuş ve hemen 'yusuf sus'.Tabi sınıf gülmüş bu duruma fakat benim garibime gitmişti, ben olmasam bile benden bilinecek.Ne yapsan yaranamıyorsun sonradan.
Böyle konuşunca sütten çıkmış ak kaşık gibi oldum ama değildim en
basitinden Lgs'ye hazırlanırken dershaneye gidiyorduk.Yeşil bez panolar
olur iğnelerle yazı, şiir asıyorlardı bende orayı biraz karıştırıp
'AAAAAAAAlİİİİİ' yazmıştım aramızda bir esprimiz vardı arkadaşlarla.L
harfini küçük yazınca orası aaa iii gibi yani eşek anırması gibi
gözükmüş.Müdür çıldırmış tabi direkt olarak bizim sınıfa geldi sabıkalı
olan 3 şahıstan biri benim diğerleri kuzenlerim.(adımız çıkmış işte,aslında tek başınayken iyide bir araya gelince sapıtıyor bunlar)Müdür dedektif havasında
3ümüzü sırayla tahtaya çıkartıp A harfini yazdırıyor.Bende harfi
resimdeki gibi üstü yuvarlak olacak şekilde yaptım mı.İhale bizim
kuzenlere kalıcak hadi itiraf edin hanginiz yaptı diye soruyorlar.Ben
dayanamayıp 'kara murat benim' dedim tabi itiraf etmem hem onları
şaşırtmıştı hemde olaydan ucuz yırtmamı sağlamıştı.Niye zarar veriyorsun
panoya evladım.Sonuç olarak dikkatli olmak gerekli kalp kırmak o kadar kolay ki.Karşımızdaki insandan hiç beklemediğimiz reaksiyonlar alabiliriz yeterki önyargılı olmayalım yeterki insanları 5 dakikada yargılamayalım.Her zaman açık bir kapı bırakmak belkide en iyisidir..
Neyse bu arada ne diyordun sen ya.
Tam dinlemelik parça..Günü huzurlu bitirmenizi sağlar..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






