14 Mayıs 2013 Salı

14mayıs

Olayı bir gecenin ertesinde hastaneye gittik. Arkadaşım sarhoş bir halde kendini köprüden aşağıya atıp ayağını burktu. Hiç olmadığım kadar kötü olduğum için bende gitmişken bir doktora gözüküp bir ilaç alırım diye düşünüyordum. Olay bu ki doktor hemen iğne yapalım iyi gelir midene dedi. Hayır dedim iğne olamam lütfen yapmayın sevmiyorum dedim. Tahlil isteyince bende idrar falan sandım. Hoppala, bir gittim kan değerlerime bakmak istemiş. Yağmurdan kaçarken doluya tutuldum resmen, ben kan veremem abi sanki ruhumu çekip alıyorlar.
Genç hemşire korkma falan bir şeyler zırvalıyor fakat bir yandan da check-up olur diye kan vermeyi de istiyorum. Neyse bayılıyordum yine çok güldüler bana falan filan işte. Sonuçları beklerken enteresan bir doktorla sohbet etmeye başladık bahçede. Yeni doktor olmuş sıcak kanlı bir arkadaştı. İşte buradan sonra hastane fobimi yenecek olaylar gelişti. Odasında takılmaya başladık bir sürü hikayeler anlatmaya başladı, güldük eğlendik. Yemek yedik, hastaneyi dolaştık derken bir anda hastanede takılmaya başladık. Tahlil sonuçlarını unuttuk resmen. Hastanede gülen adam her yerde güler, bizde güle oynaya acil serviste takılırken bir intihar vakası geldi.
İlaç içmiş ağlıyor kız, midesi yıkanacak doktor arkadaş tutturdu gelin görün nasıl yapılır diye. Bu kadarı fazla tabi hemen kaçtık izlemek istemedik. Konuşuyor gidin tıp okuyun doktor olun kıyak iş diye fakat o iş yalan olur. Neyse sözün özü hastane ile aram iyiye gidiyor, Allah kimseyi oralara düşürmesin. Diğer yandan kötü başlayan bir gün bir anda komik ve eğlenceli bir hal alabiliyor. Aklıma gelmezdi hastanede gülebileceğim.
Ben buraya neden çıktım diye soruyorum kendime. Anlatılacak o kadar çok şey varken neden bunu anlattım. Çünkü kafamı toplayamıyorum ve bir sonuca bağlayamıyorum. O yüzden yarın evime geri dönmeyi planlıyorum. Tabi önce sabah kalkıp borç bulmam gerekecek. Bu da bana müstahak bu hallere düşmeyi hak ettim ben.. Bize her şey müstahak.
Bu arada kanım on numara beş yıldızmış istirahat yazdı hemen kendime geldim. Her şey psikolojik abi yazmak bizi iyileştiriyor. Özet geçtim.
Kendinize iyi bakın sağlıklı beslenin.

11 Mayıs 2013 Cumartesi

11mayıs


Herkese iyi geceler.. Yine promilli kelimelerle baş başayız bu gece. Bu gece biraz sinirliyim ve anlatacak bir şeyim yok. O yüzden yazı nasıl gelişecek hiç bir fikrim yok. Sadece içimdeki öfkeyi kusmak için yazıyorum, imkanım olsa çok büyük kavgalara karışmayı isterdim. Amacı olan bir kavgada bulunmayı o kadar isterdim ki..Bu satırları yazacağıma gözüme buz tutmayı yeğlerdim.. Çünkü artık stresimi atamıyorum burada. Buna istersen anlık tepki de istersen başka bir şey. Mutlu etmiyor bu gece beni yazmak. Beni bu akşam mutlu edecek 2 şey var zaten; birisi huzur içince ölmek olur diğeri bavulumu hazırlayıp ayvalıka gitmek.
Bu zamanda ne güzeldir ayvalık, sakin bir şekilde boş plajda yürümek, havluna uzanıp kitabına devam etmek.. Çok isterdi ben orada olmak..
Kızgınlığımın nedeni..Unuttum valla.. Çok kızmıştım ama..
İnancımı kaybediyorum burada. Eskişehir benim enerjimi emiyor bütün gücüyle.. Sevgimi alıyor, düşüncelerimi alıyor ve en önemlisi hayallerimi çalmaya kalkıyor..Burada ben nefret dolu sinirli bir adamım, bir de istanbulda yazdığım keyifli yazılara bakınca bunu net bir şekilde görüyorum..2 haftadır buradayım ve yarın daha sinirli olacağım, daha umutsuz olacağım ve daha çok ölmek isteyeceğim.. Artık kendi yatağıma dönmek istiyorum, çünkü burada yaşamayı bıraktım ben.. Kendi dünyama dönüp hayalini kurmak istiyorum.. Çünkü burada senin ağzını burnunu kırmak istiyorum sevgilim.. Ve inan bunu hiç istemiyorum.. Ama burada olduğum sürece senden nefret ediyor olacağım..
Dedikleri gibi ' ah kızlar ben onları seviyorum ve nefret ediyorum anlatabiliyor muyum?' İşte bu nefret eşiği sevgilim.. Her neredeysen senden nefret ediyorum.. Ve seni seveceğim günleri iple çekiyorum..
Hadi gidelim evimize..
Not: Ben istemedim bu hayatı, ben her gece ağlamak istemedim.. Amınakoyim senin gibi okulunda hayatında.. Sadece amınakoyim..Ve içimden geçenler bunlar.. Okuduysanız, keşke okumasaydınız..
Sağlıcakla dostlar..

10 Mayıs 2013 Cuma

10mayıs


Neden herkes üzgün? Mutlu olmanın binlerce yolu varken neden insanlar kaçıyor birbirinden......Anlayamam, anlayamayız. Şartlandırılmış gönlümüze anlatamayız...
Küçük mutluluklardan bahsedip dururuz. Ne mutlu oldum o an deriz, çünkü ihtiyacımız olan kıvılcımı bulmuşuzdur.. En kötü esprilere kahkahalar atmayı severim..Çünkü o an ihtiyacım olan o gülümsemedir. Fark etmez benim için ne söylediğin.
Hayat bizi polyana ile dalga geçmek için mi yetiştiriyor..Neden mutlu insanları küçümsüyoruz. Neden çok soru soruyorum..Ne zaman bitecek bu arayışım. Öldüğümde biteceğine söz verir misin sevgilim.
Satın alamaz mıyım mutluluğu.. Kahretsin neden alamıyorum ki..
Bisikletimi özledim çünkü beni özgürleştiriyor..Yollarda olmak bütün dertlerimi arkamda bırakmak benim küçük mutluluğum. Büyük mutluluk hayalimde sen varsın..Rüyalarımdan gideceksin bir gün ve ben yine pedal çevirmeye devam edeceğim..
Zaman bitiyor diyorum sürekli..Çünkü zaman bir şeyler için sürekli bitiyor..Başka düşünceler geliyor peşinden..Ama ben başka düşünce istemiyorum.. Ben mutlu olmak istiyorum..
Yine pedal çeviriyorum ve yine çeviriyorum..Başka bir çukurda yavaşlayıncaya kadar bütün gücümle çeviriyorum.. Kalbim duruncaya kadar, hayallerimi unutuncaya kadar..Mola vermek zorundayım, duruyorum yine aklıma geliyor, Neden herkes üzgün?..
Bu sefer tüm dertlerin odak noktasına yöneliyorum, haydi eve doğru pedal çevirelim.. Gerçeklerden bisikletle kaçamıyorum çünkü..Bir roket mi yapmayı denesem?
Bence en iyisi uyumayı denemeli..

6 Mayıs 2013 Pazartesi

Günlük Deli


Bugün bir sabah insanı olarak güne başladım. Kahvemi içtim, keyifli sohbetimi yaptım ve güneşi tepeye getirdim. Eskiden olsa hava kararmadan tek bir kelime bile yazamam diye düşünürdüm. Çünkü ben daha çok gece insanıyım diyebilirim. Uyumayı hiç istemem uykum deli gibi gelse de yatamam abi. Sabah olunca da kalkamam yada geç kalkarım, pek çok öğrenci gibi. Sıra dışı bir şey yok yani. Fakat liseden beri yakama yapışan uykusuz geceler beni üniversitede hiç bırakmadı. Uykusuzluk bende herkesin aksine kafa yapıyor, hemde öyle böyle değil.
Güneş doğana kadar mal mal yattığımı mı düşünüyorsun. Ben yatakta döndüğüm yaklaşık yüzüncü turdan sonra kayışı koparıyorum. Kafa farklı düşünmeye başlıyor o kadar saat kendi kendine konuşunca. Ertesi gün ben bir deliyim abi ve çenesi düşmüş bir deli.  Dans mı etmem kendi kendime kahkaha mı atmam, hani direksiyon bulsam mahallede turlarım şehir merkezinde çıplak koşarım, hani ufak bir iddaya bakar bu işler. Ki galiba ben küçükken de deliydim, nereden çıkarıyorum çünkü o zamanlar bende bir direksiyon vardı ve bahçenin etrafında arabacılık oynuyordum. Sonra delilikten mezun oldum, direksiyonu eskiciye mi ne birisine satıp mezuneyitimi dondurma ile kutlamıştım. Bak nereden nereye geldim, gece yine güzel turlar attım ve finişi gördüm alarmla birlikte çünkü.
Her şeyi anlatabilirim yani şu anda kafam o kadar acaip durumda ki eğer ileride bir kitap yazabilirsem (ki her zaman isterim söylemiştim önceden) bu durumda yazarım büyük ihtimalle. Aslında neşeli ve konuşkan olmak için uykusuzluğu beklemiyorum, huyum kurusun her saat otomatik neşe gelir bana. O yüzden aslında sabah insanı mısın gececi mi yoksa köpekçi misin kedici mi gibi sınıflandırmalara pek katılmam. Çok farklı değişkene dayanan durumlardır diye düşünürüm. Tabi bazı insanları rio karnavalınada götürsen 'benim afyonum patlamadı kanka' der eğlenceyi kaçırır. Hah galiba yazımın asıl noktasını buldum.
Beni ararlar ihtiyar şuraya gidiyoruz hemen kabul ederim, hemen başka bir telefon çalar başka yerden çağırırlar onlarada yetişmeye çalışırım. Kim çağırırsa giderim ben çünkü eğlenceyi kaçırmak istemem nedense. Ve bu yüzden çok yıpranırım, herkesi arayıp çağırırım, arkadaşlarımında benim gibi hiç bir şeyi kaçırmasını istemem. En erken ben oturduysam masaya, insanlar gelip gider fakat ben demirbaş olurum eve gitmek aklıma gelmez. Çocukkende kuzenlerimin yanına gidip kendimi unuturdum ben, eve gitmek istemiyorum değil aklıma gelmiyor abi. Orda bir ev var uzakta ama gitmiyorsun işte ihtiyar. Çok yıprattın kendini herkese ayak uydurucam diye erkenden yaşlandın be oğlum.
Yani diyorum ki gidin evinize haydi hasta etmeyin adamı, herkesi yakalamak zorunda değilsiniz.
Neyse ben gidip biraz daha rumba ve çaça yapayım formumu koruyayım.
Mutlu kalın deli kalın efenim. Herkese tavsiye ediyorum günlük deli turları var onlara katılın hahaha ulan hiç te komik değil ama neyse...Günlük deliyim ben yarın bozulur kendime gelirim merak etmeyin..

5 Mayıs 2013 Pazar

5mayıs


Her gün yeni bir şeyler öğreniyoruz. İnternet acaip bir yer çünkü akıl almaz bir yer hani hala ayak uydurmakta zorlanıyorum diyebilirim. Acaip bilgilerle dolu sürüsüne fırsatla dolu bir dünya. Asosyal insanların krallıkları burada beğendiğimiz kişilerin soytarılıkları burada. Tezatlıklar sürüsüne bereket ama önemli olan tek bir şey var o da interneti nasıl kullandığın. Nasıl haber alıyorsun kimleri takip ediyorsun neler paylaşıyorsun gibi bir sürü soru sorulabilir bu konuyla ilgili. Önemli sorular bunlar. Ve bence çok önemli olan bir şey daha var, nasıl yorumluyorsun bu aldığın bilgileri. Açayım.
Şu yazdığım yazımı nasıl bir ses tonuyla okuyorsun, nasıl bir hızla okuyorsun mesela. Karşımızdaki insanı anlayabilmek için önemli bir konu bence. Empatinin devreye girdiği bir alan burası. Yazılan bir fotoğrafı bir tweeti yada uzun bir yazıyı sen nasıl anlamak istedin. Vay salak nasıl foto bu hehe bakışıyla mı takılıyorsun bu alemde yoksa karşındaki insanı anlamaya hiç vakit ayırıyor musun. Bence ayırmıyorsun-ayırmıyoruz. Peşin hükümlüyüz internette çünkü karşımızdaki insanı eğer tanımıyorsak ona karşı bir borcumuz yok ve istediğimiz gibi yorum yapıp arkasından sallayabiliriz diye düşünüyoruz. Büyük bir sorun şimdilik çünkü internetin ve sosyal medyanın yeni olmasından kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Sosyal medyayı ciddiye almıyoruz bir oyun sanıyoruz hala. Ama zamanla burada kanunlar oturacaktır ve insanların davranışları değişecektir. En azından insanların düşünceleri bu yönde. Sadece futbol maçları üzerinden yürüyen bu sistem azalarak bitecektir ve empati devri başlayacaktır.
Onun dışında aktarmak istediğim bir kaç şey daha var onları da söyleyeyim. Onları da şöyle şiirsel bir şekilde düşünerek yazayım, en azından öyle okumaya çalışın her ne kadar şiir olmasa da.
Çok zor amınakoyim çok zor..Alışkanlıklarını değiştiremem, yaşadıklarını anlayamam. Filmlerimi müziklerimi sevdiremem sana. Okuduklarıma kafanı çevirip bakmazsın bile. Bir şey anlatamam sana dinletemem kendimi..Zaten istesende anlatmam, orasıda var..Çünkü sen bile alışkanlıklarımı değiştiremezsin...
Haydi vesselam..
Bir de bayadır şarkı paylaşmıyorum içimden geldi. Bir blogta karşılaştım bu grupla çok güzel müzik yapıyorlar gerçekten..Hangi blogtu hatırlamıyorum ama selam olsun o arkadaşa buradan..

30 Nisan 2013 Salı

30nisan


Sevdiğim bir replik var, konuşma şöyle geçiyor 'Benim bir hayalim var.-Hayalin ne? -Bir hayalimin olması.' Beni her zaman güldürür ve sonra film devam ederken kendime sorarım, senin hayalin ne ihtiyar. Cevap yok.
Uzun bir zaman boyunca kendime verdiğim zararı göremediğim günlerdi. Derler ya insan dibe vurmadan farkında olmaz, tekrar yukarı çıkabilmek için en dibini görmelisin hayatında. Yaşamadan bilemiyorsun tabi şimdi çok hak verdiğim bir düşünce bu. Çünkü dibe vurma eşiğini geçip tekrar yukarıya doğru hareket etmeye başladım.
Daha yeni izlediğim pan'in labirenti filminin başında çok güzel bir masal anlatılıyor. Aklımda kaldığınca, yer altı ülkesinde yaşayan küçük prenses yeryüzüne çıkıp güneşi görme hayaliyle yaşıyormuş. Orada çok güzel ve mutlu bir hayatı olmasına rağmen güneşi, çiçekleri ve yukarıdaki hayatı merak ediyormuş. Bir gün güvenlikleri atlatıp yeryüzüne çıkmayı başarmış fakat güneş gözlerini kör etmiş. Sonrasında prenses zamanla bitik düşmüş hastalanmış ve yer yüzüne çıkmasının bedelini ölümle ödemiş. Sonra hikaye devam ediyor etkileyici bir dram olduğunu söylemeliyim. Oldukça beğendim filmi. Umarım doğru aktarabilmişimdir masalı.
Biraz kendime benzettim, şu an içinde bulunduğum duruma yakıştırdım nedense. Zaten kendimizden bir parça görebildiğimiz filmlere, hikayelere, kitaplara bağlanıp kalırız, ilgimizi çekmesi için kendimizle bir yakınlık kurmalıyız, yani en azından benim için öyle. Neyse efendim şimdi benim bir hayalim var bu prenses kızımız gibi. Fakat bazı arkadaşlarım hayal kurmamın beni daha çok üzeceğini söylüyorlar, fakat yanılıyorlar. Hayal kurmadan hiç bir şeyi başaramayız ve mağlup olacaksak uğruna savaşıp huzur içinde ölüp gitmeliyiz.
Aslında ilk hayalimin gerçek olduğunu var sayarsak ki, bir hayalimin olmasıydı bu. Biraz daha mucizelere inanır oldum. Ne dersin moruk yer yüzüne çıkmak için mücadeleye değmez mi.Bence her şeye değer.
Sağlıcakla.

29 Nisan 2013 Pazartesi

Arabadan İn Bisiklete Bin


Dün 49. Cumhurbaşkanlığı bisiklet yarışının son etabı İstanbul'da sona erdi. Harika bir organizasyondu gerçekten ilk defa gidip bir yarışı yerinde izleme olanağı buldum. Bitiş noktasındaki atmosfer gerçekten görülmeye değerdi, sporcuların o sıcaktaki performanslarına tanık olmak beni de acaip derecede motive etti ve heyecanlandırdı. Herkesi önümüzdeki senelerde bu organizasyona katılmasını tavsiye ediyorum. Seneye 50. yıl olacağı için daha özel bir organizasyon olacağı ve süper yıldız sporcuların çağırılacağı daha şimdiden konuşulmaya başlandı, haberiniz olsun.
Gelelim asıl konuya, biz oradaki atmosfere tanıklık edip eğlencenin tadını binlerce bisikletliyle birlikte çıkarırken kapatılan yollar yüzünden isyan eden arabalarına sıkışmış insanların feryatlarını bugün duydum. İşin aslı çok sinirlendim, bu şehir olimpiyatları isteyen bir şehir ve sözde spor sevdalısı insanlarız. Senede bir gün sadece bir kaç saatliğine kapatılan yollar için bu organizasyona küfürler etmek nasıl bir mantık, aklım almıyor.
Bisikletin çocuklara karne hediyesi olarak bakıldığı bir kafa yapısı. Bisikletin sadece çocukların bineceği bir eğlence aracı olarak görülmesi, kaç yaşında adamsın bisiklete binilir mi laflarını senelerdir duyuyorum zaten. Aynı kişilerle sohbet ettiğinde 'abi ne güzel hollandada belçikada adamlar bisikletle gidiyorlar işlerine keşke bizde de olsa' dediklerini de duydum, fakat yine aynı tipler göztepede yapılan bisiklet yoluna karşı çıkıp trafik sıkıştığı için yapımının durdurulmasını sağlayan tipler. Hayır küfür etmeyeceğim.
Dünkü antep gs maçının öncesinde çıkan olaylara bakıyorsun birde insanların eğlenip güzel vakit geçirdği bisiklet yarışına bakıyorsun. Hangisi spor, hangisi daha çok insana yakışıyor görüyoruz. Futbolda kavga gürültü her zaman oluyor yanlış anlaşılmasın dünkü maçı örnek olarak verdim, aynı gün gerçekleştiğin için.
Umuyorum bu yarışın prestiji artacak ve her sene daha iyiye gidip bu tarz organizasyonların üstesinden geleceğiz. Ve her sene daha iyiye gittiğini herkes söylüyor.
Hazır havalar düzelmişken unuttuğunuz bisikleti yerinden çıkarıp bir hafta sonu gezisi yapmayı deneyin. Arabayla gitmekten çok daha keyifli ve hızlı bir yolculuk olacaktır. Pişman olmazsınız.