20 Nisan 2013 Cumartesi

Değişime Kendini İnandırmak


Umursamazlığın en kötü yanı yalnız kalmak zorunda olmaktır. Bilmem doğru oldu mu cümle ama umursamaz olacaksanız yalnızlığa mahkumsunuz diyor burada ihtiyar. Hayatı paylaşmamak insanı yaşlandırır, gençlik iksiri nedir diye bir etrafınıza bakarsanız hep kalabalık bir hayat süren insanlar daha neşeli ve daha dinç kaldıklarını görürsünüz. Evde oturup düşüncelere dalan benim gibi manyaklarda çürüyüp gider kendini kahrederek.
O yüzden bu son zamanlardaki atağım, bu her gün bir yazı yazmak zorunda hissetmem. Artık kendime değiştiğimi göstermek istiyorum. Önce kendimi görüp, inanmalıyım ki çevremde olan biten insanları da buna inandırayım. Zaman hızla akıp giderken istediğimiz hayatı yaşayabilmek için yontulmak zorundayız. Dev bir kütük idim artık mobilya mı olurum yoksa fazla yontulup kürdan mı, onu zaman gösterecek.
Emin olduğum bir şey varsa o da hayallerimin peşinden daha hızlı koşacağım.
Selametle.

Gece vs Gündüz


Şüpheyle başlayan gün kesinlikle harika geçer. Şu güne kadar planları alt üst olmuş insanlarla konuşun ve size aynı şeyi söylesin. Plan yapmadan bir yerlere gidiyorsun, beklenti yok, sadece bilinmezlik var. Sonucunda kurduğun cümle içerisinde keşkeler, ahhlar vahhlar olmuyor. Beklentisiz, umursamazca bir tarz daha güzel oluyorya.
Sonra bana soruyorlar ileride ne olacaksın, kendini 5 sene sonra nerede görüyorsun. Aman senin sorunu sevsinler. Bu dünyayı sikine takmadan yaşayan adamlar mutlu bir şekilde yaşadılar ve ölüp gittiler. Ben niye kafamı yorayım önümüzdeki ay hangi kıyafeti alayım, arabama hangi jant takımı gider yada komşum beni nasıl daha çok kıskanırın yollarını. Hırsını da al monte et bir yerlerine.. Şöyle yapalım böyle yapalım, ay şunlar boklu, ay arkadaşım çok cici. Yalansın yalan. Sen ayakkabının orijinal olduğunu kanıtlamak için harcadığın çabanı başka şeylere harcasaydın şimdi tüm dünya el ele tutuşup şarkı söylüyorduk. Kodumun hırslı insanları, hepinizi sabun oldun gidin bu diyardan.
Sabah yazımı yazmak istiyordum fakat vaktim olmadı. Gece yazıları böyle nefret dolu oluyor artık geceler yoruyor beni. Geceleri çenem düşüyor sıkıntılar ortaya çıkıyor. Nasıl derler bilirsin, geceler gündüzden daha acımasız, dayanamıyorum.
Görüşürüz dostlar.

18 Nisan 2013 Perşembe

Çekinme Konuş


Ne kadar tanıyorum seni dostum? İçini göremiyorum gökkuşağı mı var yoksa fırtınalar mı içini parçalar.. Beraber gülmeyi mi istersin benimle yoksa ağlamayı mı. İkisini bir arada götüremezmiyiz sadece. Sadece denesek, en azından denesek be dostum. Ben güçlüyüm demek için mi bu kahkahalar, daha şiddetli ve biraz abartılı sanki.
Saklayacak bir şeyimiz yok biz günahımızla kabul ederiz bunu biliyoruz. Kaldırabiliriz aslında yapılanları, sineye çekebiliriz gerçekleri. Gel beraber çözüm arayalım diyemiyorsak yazıklar olsun bize. Olaylar son noktasına gelip te koptuğunda ve iş işten geçecek gibi olduğunda sorarız, Hey dostum neden ağlıyorsun.
Bir aklımda bulunsun, vereceğim cevabı düşüneyim,
Nasıl diyordu o şarkı, erkeklerde ağlar hemde nasıl ağlar..pardon yanarmış.. ama sonuç aynı oluyor işte..
Bugünlük bu kadar.

17 Nisan 2013 Çarşamba

17nisan


Göndermeler devrindeyiz. Herkeşler mesaj kaygısı taşıyan kıyafetler giyiyor. İnsanlara bak ben boş değilim demeye çalışıp büyük bir direnç gösteriyor. Neden yoruyoruz kendimizi haydi gelin ve hep bir ağızdan bağıralım 'yaşasın boşum'.
Kabul et istediğin filmlerin çoğunu izleyemedin, kitapların yarım kaldı, gidemedin o koylarda dinlenmeye. Herşeyi geçtim içinden gelenleri bile doğru dürüst bir şekilde aktaramadın.
Kendi adına konuş dediğini duyar gibiyim. O yüzden kendi adıma diyorum ki siktir lan buradan. Bu seansın amacına ulaşabilmesi için önce boş adam olduğunu kabul etmek gerekir. Şimdi ayağa kalk derin bir nefes al ve son zamanlarda canını sıkan ne varsa söyle gitsin. Haydi kus içindekileri.
Bitti.

30 Mart 2013 Cumartesi

İntiyar Mektubu


Bayadır yazmıyorum. İçimdeki boşluk bir balon gibi takvimle birlikte büyüyüp gidiyor.Neden kendimi bu kadar sıkıyorum bir bilebilsem. Günler boş geçeip giderken benim yaptığım tek şey uyumak oluyor. Yalanlardan saklanabildiğim tek yer orası. Bazen güzel bazen kötü sayılabilecek rüyalar ve bazen beni kahreden kabuslar görüyorum.
Uyumak istemiyorum artık. Gözlerim kapanıyor ama ben o yatağa gitmek istemiyorum. Orası benim saklandığım yer orası savunmasız olduğum ve küçük bir çocuk gibi davrandığım yer. Artık sıkıldım . Bu lafı her seferinde söylüyorum ama. Bitmiyor amınakoyim geçmiyor günler.
Yalanlarım o kadar büyüdü ve başını alıp gittiki artık uyanıp utanmak istemiyorum. Yüzümü kızartmaktan sıkıldım. Göz açıp kapayıncaya kadar nasıl böyle istemediğim böyle pislik bir insana dönüştüm ben. Her zaman soruyorum kendime. Kendime sorduğum yüzlerce soru var kendime söyleyemediğim cevaplar. Bana sorduğun sorunun cevabı yok diye üzülme lütfen. Ben kendime cevap veremeyecek kadar acizim çünkü.
Günlerimin nasıl geçtiğiyle igilenmiyorum, ilgilenemiyorum içimdeki köpek beni yiyip bitirmeye başladı.Artık dayanacak gücüm, saklanacak yerim kalmadı. Alkol bana cevap vermiyor. Bana cevap veren bir şey yok aslında şu anda.
Rüyada ağlamak diye bir deneyim yaşadım geçtiğimiz zaman içerisinde. İçimdeki çöplük o kadar kötüydü ki dayanamayıp gece yarısı kustum hepsini. Anlık bir rahatlama oldu fakat sabah kalktığımda yine yüreğimdeki taş oradaydı. Bir yere gittiği yok.
Sıkıldığım şeylerin listesini yapmaya kalksam burdan köye yol olur. Listenin başında ise yaşamak yer alır.
Hayır intihar etmeyi düşünmüyorum. Sürekli ölümü düşündüğüm için böyle karamsar bir yazı geldi içimden. Bunu bir yanardağın patlaması olarak düşün. Bence o da kimseye zarar vermek istemezdi.
Geçtiğimiz günlerde dostlarım çok güzel bir sürpriz yapıp yanıma geldi. Beni uyandırdılar ve tepkimi herkese anlattılar sonradan. Gerçekten o anlık çok mutlu olmuştum onları görmeyi beklemyordum o kadar kilometre uzaktan çıkıp bir sabah kapımda belirmişlerdi sonuçta. Öyle aşırı bir tepki normaldi fakat sonradan yine benim gün boyunca rezil ve bitik bir halde olduğumu söylediler.
Enerjimi kaybettiğimi farkettiğimde çok üzüldüm. Nereye gitti bu gülücüklerim bu esprilerim? Nereye koydum onları ve bulamıyorum. Bulamıyorum hiç bir şeyi.Sabah erkenden daha doğrusu bir kaç saat sonra hamama gideceğiz. Belki orada gözeneklerim açılırda bütün sorularımın cevabını bulurum. Depresyon mudur ne boktur zor zanaat amınakoyim.
Follow my blog with Bloglovin

28 Ocak 2013 Pazartesi

Birinci Yıl Durum Raporu



Önceleri arkadaşlarımla eğlenmek için hikayeler uydurup gülmek için yazıyordum. Sonra arkadaşlarımdan ayrı düştüğüm için buna ara vermek zorunda kaldım. Uzun bir kaç yılın ardından içimdeki yazma isteği yeniden parlamıştı sanki. Bir gün okuldan geldim ve oturup bir çırpıda içimden geldiği gibi bir yazı yazdım ve bunu facebook'ta paylaştım. Yeni yazılar yazdıkça paylaşmaya devam ettim fakat her seferinde daha çok kısıtlandığımı- ya bunu yazmayayım, küfür etmeyeyim- hissedince arayışa geçtim ve ilk yazılarımı yazıp eğlendiğim bir arkadaşımın tavsiyesiyle açtım bu sayfayı. Bir sene geçmiş olmasına rağmen bana daha uzun bir süreydi gibi geliyor.
İlk zamanlar için sloganım 'meraklısına kendi halinde bir takım düşünceler' tarzında bir cümleydi. İddiasızdım. Öyle olmak gerektiğini düşünüyordum çünkü hiç bilmediğin hiç tanımadığın insanların arasına katıldığın zaman efendi olup susman gerekir. Ortamı süzmen gerekir diye düşünürüm ve uygularım. Bu zaman içerisinde pek çok tecrübe yaşadım istediğim çoğu şeyi elde ettim diyebilirim. Bu seneki amacım kendimi geliştirebilmek ortamı tanıyabilmek ve okunursam da ne ala idi.
Zaman geçtikçe olumlu tepkiler aldıkça dozunda eleştirilerle karşılaştıkça ve çeşitli blogları takibe alıp okuyup gezdikçe yazmaya ve kendimi geliştirmeye daha çok çalıştım. Yazma hevesimi kamçılayan en büyük etkenlerden birisi şüphesiz blog yolculuğuna beraber çıktığım arkadaşım oldu. Onunla tatlı bir rekabet içerisine girmek -ben daha güzel betimlerim, daha güzel duyguyu hissettiririm, zaman tutarak doğaçlamanın kralını yaparım ulan diye birbirimize takılmamız- beni besledi diyebilirim. Burasını ciddiye alıyorum. Facebookta resim ve şarkılarımı, twitterda saçmalıklarımı ve burada ise duygu ve düşüncelerimi özgürce, içtenlikle yazıyorum ve sizlerle paylaşıyorum. Her ne kadar bazı insanlar 'blogger' için eski tadı yok diye konuşsalarda ben oldukça keyif alıyorum ve gördüğüm kadarıyla sizlerde öyle.
Bu süre zarfında bazı tespitlerde bulundum kendimce. Artık istediğim daha fazla okunabilmek ve daha fazla insanla iletişime geçebilmek. Ne kadar çok insan o kadar fazla yorum ve kendini geliştirebilme imkanı diye düşünüyorum. Tabiki bu koşullarda bunu başarabilmem zor. Genelde uzun yazılar çıkıyor ortaya ve 'eski çıktıklarım' tarzında yazılar olmadığı için beklediğim başarıyı yakalaması zor. İnsanların neyi okumaya değer bulduklarını biliyorum herkes biliyor zaten, bazen piyasaya oynamayı deniyorum, bu sefer içime sinmiyor yazdıklarım. Aşk, kadın ve şarap üçgeninde binlerce hikaye yüzbinlerce etkileyici sözü hepimiz yazarız canım. Bu konuda kitap yazmak ve bunun satması, bana garip geliyor. Ben neden başarılı olmayayım. Zira yolculuğa çıktığım arkadaşım şu anda epey başarılı ve hatırı sayılır bir okunma sayısı var. Sky is the limit gibi gazlayıcı bir sözle bu yazının sonuna geleyim yeter konuştum.
Burada yazmaktan keyif alıyorum ve uzun bir süre daha yazmayı düşünüyorum efendim. Amacım daha çok insana ulaşabilmek ve ortak bir frekans yakalamak, bir tarzı tutturabilmek ve bunu insanlara kabul ettirebilmek. Bunun için çalışmayı ve yazmayı bırakmayacağım. Umarım herkes aradığını bulur. Hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Başka bir yazıda görüşmek üzere.
Sağlıcakla.
Bunu dinledim yazarken paylaşayım istedim.

26 Ocak 2013 Cumartesi

Dükkanlı Yazı


Neredeyse her gün aynı yolu kullanıyorum. Bir dükkan var beni üzen bir dükkan. Bazen üzmüş bazen gülümsetmiş bazen birisini hatırlatmış.
Hiç alışveriş yapmadığım içine dahi girmediğim bir dükkana karşı nasıl bir nefret besleyebilirim ki. Aslında nefret değil sadece neden bu dükkan burada diye kızgınım o kadar.
Öylece gözüme takıldığı zamanlar oldu bazen bir iç çekiş yaşadım oradan geçerken. Kahrolası dükkanda çalışanları bile tanımıyorum halbuki.
Zaman geldi oradan geçerken sevindiğim ve içten içe gülümsediğim anlar oldu. Yalan yok. Yaklaşık yarım saatlik yolculuğun nasıl olurda bir kaç saniyelik kısmı üzerine bu kadar kafa yorarım. Nasıl olurda aklımda kalır yüreğime işlenir o anlar.
Zaman geçti gitti ben orada takılı kaldım. Bir şey düşünebilseydim belki farklı olurdu, ama beynimin durduğu zamanlardı işte. Yolumu değiştirmedim hala aynı şekilde gidiyorum. Bazen fark ediyorum orayı ve kendime gülüyorum.
Tanımadığım bilmediğim sadece gördüğüm bir dükkan beni nasıl bu kadar konuşturabildi. 'Platonik' bunu nasıl başarmıştı?
/ hasta ettin beni ihtiyar, simgesel yazı yazıcam diye iyice batırdın yepisyeni sayfayı./
Sağlıcakla