Şimdi nasıl mı hissediyorum?
Kırık dökük parçalanmış hissetmiyorum. Bir savaşı kaybetmiş gibi hissetmiyorum. Sokaklarda yalnız dolaşacak kadar güçsüz hissetmiyorum. Bir elveda ile hüzünlenecek kadar aptal hissetmiyorum. Köşeye sıkışmış gibi hissetmiyorum.Yorganın altına saklanıp ağlayacak kadar kötü, bankamatik sırasındaki adamlara kızacak kadar sinirli, bira fiyatlarına tepki gösterecek kadar alkolik, okulda dersi dinleyemeyecek kadar güçsüz, bir ekmek almaya gidemeyecek kadar üşengeç, yarın kaçta kalkacağımı bilemeyecek kadar umursamaz, faturaları ödemeyen bir ahmak gibi değil ama hepsini birden düşünebilen bir aptal gibi belkide.
Etrafıma bakıyorum ve planları olan insanlar görüyorum. B,C hatta D planı hazır olan insanlar. Ne için yaşıyor bu ahmaklar. Güzel bir hayat. Peki şu anda çok mu kötü bir hayat yaşıyoruz. Hayır. O zaman bence plana gerek yok.
Herkes gibi olmak zorunda değilim. Sürekli içimde bir 'hissi' yaşatmak, canlı tutmak, ona odun atmak zorunda değilim ki. Ben hayatımdan memnunum. Bir şey hissetmemek beni mutlu ediyor. Bir boşlukta olmak beni huzurlu kılıyor. Bir amacımın olmaması beni rahat hissettiriyor.
Hem kim için plan kuracakmışım ki? Hangisi plan kurmaya değer ki?
Ben bazen bencil bazen düşünceli bir çizgi çizmeye çalışıyorum. İnsanlar için bir şey yap düşüncesi beni rahatsız ediyor. Benim için uğraşan ailemi saymazsak tabi.
Her şeyin kötü gitmesinden rahatsız mı olmalıyım? Bence hayır. Hayat her zaman sana ayak uydurmak zorunda değil. Madem işler kötü gidiyor sen duruma ayak uydur. Ama istediğin kadar çalışsan da önüne geçemezsin bunu bilmelisin.
İşler sarpa sardığında kapıyı vurup gidecek kadar güçsüz değilim. Sadece düşünmek istemiyorum. Artık her hangi bir konuda bir şey hissetmek istemiyorum o kadar. Plan kurmak istemiyorum çünkü bilirsin ki Tanrı çok güler bu işlere.
Başta sorduğum soruya gelince; yaşlı bir teyzenin sokağı izlerken kedisini sevmesi kadar huzurlu ve meraklı ama bir yandan da bir seri katilin işini bitirdikten sonra ciddiyetini koruması ve kendisini önemli hissetmesi gibi.
Sadece içimden bu ikiliyi aynı cümlede yazmak geldi çünkü nasıl hissettiğim konusunda en ufak bir fikrim yok...Sadece bisikletimi özledim diyebilirim.
Ama şimdi iyi hissettiğimi söylemezsem olmaz..
Dur bir saniye.
O kadar planlardan bahsetmişken. Benim bütün planlarımı lanet olası inek içti. Gidip o pisliği vurmalı mıyım?
Planların canı cehenneme, en güzeli ağacın arkasında öylesine duran bir zenci gibi takılmak ve bilinmezlik denizinde limandan limana savrulmak. Bana ne rüzgardan, yardım etmiyorsa etmesin ben kendi dalgama bakarım.
Bugün acayip asiyim, kanım kaynıyor durduramıyorum. Laflara bak..Şimdi bir daha okudum da kendime sinir oldum... Sürekli değişen bir ruh hali içindeyim ve bunun sağlıklı olmadığının da farkındayım. Belki de size yalan söyledim, her şeyin farkındayım ama kendimi kandırmayı sevdiğim için yazıyorum bunları.
Evet şimdi kendimi kandırılmış hissediyorum. Ve bu durumdan rahatsız olacağım günü bekliyorum...
Kaybetmiş olabilirsin bütün hayallerini ama dik durmalısın..
İşte günlerdir tekrar ettiğim cümle budur..
Hayat dediğin bir araba girdiğin çukurlar insanın canını sıkıyor ama...
Peki yol biterse ne yapacaksın
Belki yoğun sis altındayım bütün dertlerler üzerime çöktü bir anda
Onu kestirebilmek için zamana ihtiyacım var sadece
Oturmuş radyoyu kurcalıyorum bir ses duyabilmek için
Belki düzelir, rayına girer olaylar..
Bir güneş arıyorum, doğmasını bekliyorum
Beklemek en büyük hatam olduğunu bile bile
Boğazım düğümleniyor artık inan
Kafiyem kalmadı cebimde bir kaç kuruş eğlenmeye
Hep istediğin oldu işte diyor ikinci ben
Uğraş uğraşabilirsen
Çık işin içinden
Uzaktan bakmakla yaşamak bir değil ya lan
Yol bittiğinde sen nereye döneceksin çocuk
Yıllar sonra yüzüne vurulan gerçekle...
Belki de sabahı bekleyeceğiz yine her zamanki huyumuz işte...
Bisiklet Film Festivali 2001 yılında başladığı yolculuğunda nihayet İstanbul'a uğradı ve bende amatör bir bisikletçi ve profesyonel bir bisiklet sever olarak gözlemlerimi aktarmak istedim. Festival 13-16 Eylül tarihleri arasında düzenlendi, kısa metraj bisiklet filmleri, paneller, fotoğraf sergileri ve bisiklet gezileri ile gelip geçti. Ben sadece biziklet turuna katılabildim ve sizlere izlenimlerimi ve turun bende hissettirdiklerini aktarmaya çalışacağım. Festival ile ilgili daha fazla bilgi için buraya ve bu güzel organizasyonu düzenleyen Brendt Barbur ile yapılmış röportaja buradan ulaşabilirsiniz.
Bisiklet rotası bu şekilde fakat ben ve kuzenim tura caddebostandan itibaren katılabildik. Şimdi böyle söyleyince bende kendimi bir garip hissettim. Sergiye gitme filmleri izleme sonra gel burada bıdı bıdı konuş. Neyse işte bende o gün 50 km kadar bisiklet sürdüm, zaten İstanbulda olduğum vakitlerde mümkün oldukça o civarlarda bisiklet sürüyorum fakat bunu kalabalık bir grupla birlikte yapmak müthiş bir duyguydu.
Her sene düzenlenen Gumball 3000 rally diye bir organizasyon vardır. Zenginler lüks araçlarıyla üç bin mil süren bu ralliye katılırlar ve adı ralli olmasına rağmen asıl amaç eğlenmek ve biraz gazlamaktır. İnternetten takip ederim ve hayal kurarım katılmak nasıl olurdu diye ama 25bin sterlinlik katılım ücreti herşeyi tuz buz eder.
Sözün özü BFF adeta Gumball'ın bisikletlisi gibiydi. Konvoy halinde sahilyolunu adeta kapatmamız, düşük tempoda gitmiş olsakta yaşanan geçişler. 'Soldayım' diye geçeceğiniz bisikletliyi uyarmak, hoşuma giden bir detaydı. Herkes o kadar yardımsever ve cana yakındıki mest oldum diyebilirim. Küçük çocukların dışında konvoyda bir de bebek vardı 7den 70'e herkes tek bir amaç için buluşmuştu. İnsanları birbirinden farklı yapan binlerce detay ve düşünce bulabilirsiniz. Önemli olan ortak bir nokta bulabilmektir. Yolda bize alkışlarıyla, araçlarının kornalarıyla destek olan insanlar 'helal olsun spor yapıyorsunuz ' düşüncesinden çok ortak bir noktada buluşup birlik olmamızı beğendiler diye düşünüyorum.
Maltepe Sahilyolunda uzun bir konvoy halinde ilerliyoruz.
Maltepe Sahilinden adaya yolculuk için çıkarma gemisine biniyoruz.
Çıkarma gemisi tıklım tıklım adım atacak yer yok.
Büyükadaya varış ve organizatörlerin uyarılarını dikkatle dinleyen bisikletçiler.
Güzel manzara bahanesi ile Büyükadanın haşin yokuşlarında yorulan ayaklar dinlendiriliyor:)
Nihayet plaja varıyoruz ve herkes dinlenmeye ve sohbete başlıyor.
Sponsor iş başında insanları mutlu ediyor.
Efes standına ilk önce uğrayıp yer arayan insanlar bizden başkası olamaz. Bu anda grubun ücretsiz biradan haberi yok ,tabi 2 dakika sonra ortalık hareketleniyor.
Herkes o kadar memnun kaldıki arayı soğutmadan yeni organizasyonlar düzenlemek istiyor. Bundan sonra fırsat buldukça bu tarz organizasyonlara katılmaya özen göstereceğim. Grup halinde bisiklet sürmenin keyfini herkes tatmalı fakat bu tarz durumlar tehlikelide olabilir. Zira mesafeyi ayarlayamazsanız kazalar yaşayabilirsiniz. Kaskımızı takıp, takip mesafemizi korumalıyız.
Biz ilerleyen saatlerde gruptan ayrıldık ve iyi yaptık çünkü biz evimize vardığımız sırada yağmur başlamıştı ve bazı videolardan anladığım kadarıyla tam çıkarma gemisinde giderken yakalanmışlar yağmura. Bu da bizim şansımız, diğer arkadaşlar için işin cilvesi oldu sanırım.
Bunu sona sakladım, bu bisiklet engelli insanları gezdirebilmek için özel olarak tasarlanmış, bu duyarlı davranışlarından dolayı tebrik etmek gerekiyor. Önde oturan HaberTürk muhabiri ve buda haberin görüntüsü.
Arabadan in bisiklete bin.
O gün bin bisikletli büyükada da çocuklar gibi şendik.
Ah şu tatiller yokmu arkadaşları birbirine düşüren..Nasıl bir tatil ki arkadaşını tanıyorsun kabullenmeye çalışıyorsun..Çok zor geliyor ama..Şöyle başlayayım..
Ben türlü dertler arasında olsamda insanları mutlu etmeye çalışırım herzaman. Bu yüzdendir ki hep istemesemde bir yerlere gitmişimdir bir yerde bulunmuşumdur. Çünkü bilirim arkadaşın değerini aslında hiç göstermesemde. Bazıları vefasızlık sayar arayıp sormamayı ama ben öyle arayıp soracak her dakika merak edecek bir adam değilim ki. Ben içimde yaşarım her kavgayı, aşkı, sevgiyi, kırgınlığı veya aklına ne geliyorsa işte. Bir arayıpta nasılsın demek aklıma gelmedi hiç bir zaman ki bundan sonrada gelmez. Hep karşıdan beklerim aramasını ve sevdiğimi bilmesini.. O yüzden hiç umursamam beni unutmasını veya silmesini sadece içimde yaşamayı severim işte. Çünkü öyle alıştım en başından beri..
Bu yüzdendir ki kızarlar bana hayırsız derler ama pek umursamam çünkü ben böyleyim, kabul edip ararsan gelirim her zaman ama öyle uzaktan uzaktan olmaz işte göksel'in dediği gibi. Neyse işte bu itiraf kısmını geçip konuma girmek istiyorum..
Yaz dediğin nedir işte bir çırpıda gelip geçti bak..Ama bu yaz enteresan olaylar oldu ve çok üzülmeme neden oldu. Ben ki bir sürü kavgaya karışmış birisi olarak sessiz kalma hakkımı kullanmak zorunda kaldım ve içimden gelmesede kabullenmek zorunda kaldım. Orta yolu bulmak kadar zor bir şey yok belki eski toprak olsaydım şu anda bu satırları cezaevinden yazıyor olabilirdim kim bilir..Hayat insanın aklına getirmeyeni başına getirdiği için böylesine güzel yada korkunç..Nereden bakıyorsan öyle, bu kadar basit..
Bir başlık olarak incelemek gerekirse aşkı ele alalım.. Yine aşık olduğumu sandım kısa bir süreliğine de olsa kendimi kandırdım ama yanlış anladığımı anladım yine. Kalbim pompei gibi taşlaşıp ziyarete açılmayı bekliyor. Hep kaybediyor aslında oyuna başlamadan, çabalamadan galibiyet istercesine.. Arkadaşlıklar desen parçalandı gitti artık kime nasıl davranmalıyım bilemiyorum..Kardeşlikler içinse söyleyeceğim tek söz, nasıl inanmak istiyorsan öyle inan..
Herkes kendini gözden geçirip bir karar vermeli.. Siyah mısın yoksa beyaz mı..Çünkü ben hep gri oldum kimseye doğru dürüst kızmadım ve görüyorum ki bu durum yanlış.. Gerekirse siyah olacağım ama bu savaşı bitireceğim bi şekilde..
Ve sen savaş istiyorsan inan olsun sana tüm gücümle üstüne geleceğim yeterki gerçekleri gör ve karar ver.. Ben siyahları seçiyorum peki sen hangi ibnelikler düşünüp rengini belli etmemeye çalışacaksın?
Oldukça yoğun bir haftadan sonra yine buradayım. Bazı insan evlatları bana zorla suskunlar izletti, acaip derecede bağımlısı oldum. Rahatsız değilim ama süresinin çok uzun olması canımı sıkıyor. İşte yeni üzüntülerim ve sevinçlerim artık böyle. Karakterin başına bir şey gelince üzülüyoruz ama basıyoruz yeni bölüme hemen iyileşiyor zaten. Bizde kolay kolay karakter öldürmezler, diziden ayrılma falan olmadıkça. Hep figuranlar mı ölecek lan. Neyse boşverelim diziyi.
Bayram tatiline çıkacağım için bir veda yazısı yazmak istedim. Suskun geçen ramazan ayından sonra işlerin epey karışacağını düşünüyorum, bende merakla bekliyorum yeni sezonda neler olacak. Diziden bahsetmiyorum bildiğin kendi hayatıma genel bir bakış atıyorum. Aslında güzel başlıyor, çok güzel kararlar alıyoruz fakat harekete geçmede bir problem var. Türk gibi başla ve İngiliz gibi bitir diyorlar işte bize bir porsiyon ondan lazım.
Uyku konusundaki sıkıntılarım geçmiş değil, biyolojik saatimin şaşmasını nasıl düzeltirim bilmiyorum. Uykusuzluk ile ilgili aynı saatlerde iki farklı bakış açısına şahit oldum. İnternet gün geçtikçe şaşırtmamaya devam ediyor, klasik.
Bir arkadaşımız ancak yalnızların mışıl mışıl uyuduğundan bahsederken, diğer bir arkadaşımız çok farklı bir yerde, yalnızların uyuyamadığını bu durumun canını sıktığını belirten bir cümle sarfetmişti. Şimdi ben boş adam olduğum için yine takıldım bu iki, birbirinden farklı düşünceye. Ama bence yanlış baktıkları nokta kişinin yalnız olup olmadığı değildir. İnsan umutsuzsa, insan bir çıkış yolu bulamazsa, hayal kurmayı seviyorsa, keşkelerle yaşıyorsa uyuyamaz. Bence kökü buraya dayanıyor bu mevzunun. İyi hadi görüşürüz. Sonra kafamı duvarlara vurmamak için gidiyorum.
Ben mi neden uyuyamıyorum? Bazen umudumu kaybediyorum sadece. Unutuyorum betonda yeşeren bir gül olmanın zorluğunu. Bunu bana hatırlatacak insanları ise çoktan unuttuğuma da yanıyorum.
Sonuç olarak değişen bir şey yok hayat insanları çözmeye çalışırken geçip gidiyor. Ne dedi bu şimdi, amacı neydi diye kendini yerken bir bakmışsın ömür geçmiş gitmiş. En temizi tatile çık, at kendini sıcacık kumların üstüne. Orada dalavere dönmez işte. Neden? Çünkü suda şaka olmaz. Şeytan doldurur.
-Son söz olarak herkeş kendisine iyi baksın. 2012-2013 yeme içme sezonunda herkese başarılar dilerim.
Boş bir sayfa ile yastığından baktığın tavanın farkları var. Bu farkları aslında tavanda gördüm ve ona anlattım az önce. Fakat kağıt biraz daha nazlı oluyor nedense. Kalemi elime alıpta bir şeyler karalamaya çalıştığımda hevesimin kırılması pek uzun sürmüyor. Az önce koşuşturan o insanlar, o kalabalık bir anda kayboluyor ve kağıt sana kahkahalar atabiliyor bazen. Beni yine boşa harcadın çocuk diye sitem ettiği zamanda oluyor. Zaten umursamaz bir şekilde kalemi oynattığım için oldukça çirkin görüntüler ortaya çıkabiliyor. Neden düşünceleri okuyan bir makina yapılmadı ki? Yada şöyle söyliyeyim, düşünceleri kağıda dökebilecek bir makina olması gerekiyor. Su geçirmez olursa iyi olur zira banyo ilhamın 2. merkezi.
* * *
Gece acıkmak olmasa tamamen gece hayatına adapte olmak istiyorum. Tabi kendi gece hayatım müzikli ama öyle çok gürültülü ve pis değil. Daha çok bir kaç metrekareye sığdırılmış bir düzen. Kahve ile birlikte aradığım kaçak uyku olduğu için kendimi ayaklarıma beton döküp okyanuslara atmak istiyorum. Dipten kum çartıp herkesi şaşırtmak istiyorum. Aslında fena planlarımda yok ama güneş doğunca uyuduğum için gerçekleştiremiyorum. Derinlere indiğimde neden böyle yaptığımı buldum aslında. İnsanlardan kaçıyorum artık, gereksiz münasebete girmek istemiyorum, o aldatıcı sohbetlere ortak olmak, yalandan gülmek bazı bazı, bazende modayı takip etmek istemiyorum. Çok dar yaptılar şu pantelonları ve bol pantolon moda olana kadar evimden çıkmama kararı aldım. Bakkala çakkala gidilir, tabi birde hayali köpeğim coni var. -Coni yapma oğlum. Dediğim gibi köpekler gerçektende en iyi dostlarmış, neydi o bir söz vardı...
Her ne boksa işte
* * *
Bazen konuşmayı özlüyorum ve denediğimde konuşmayı unuttuğumu fark ediyorum. Önceden günde diyelim 10 birim konuşuyordum, şimdi belki 2 bilemedin 4 birim ya konuşurum yada konuşmam. Bende bu açığı kapatmak için okumaya başladım. Çok okumak delirtiyormuş diyorlar ama bence halt etmişler çok okuyan değil hep okuyan bilir. Ayrıca önceden çok sinebeş izlemek sivilce yapar diyorlardı, onunda yalan olduğu çıktı zaten sonradan. İstediğiniz gibi izleyin dediler ama iyi korkuttular zamanında insanları. Korku ile insanları yönlendirmek ne kadar 'ibnece' bir davranış değil mi? Ama hergün milyonlarca insan tarafından profesyonelce uygulanıyor, özellikle çocuklar etkileniyor bu durumdan. Rahat bırakın çocukları.
* * *
Ne zaman çıktı şu yarım porsiyon kızlar allasen. Acaip modalar şimdi italyada herkes yarım porsiyon kız bakıyor. Kimse mükemmel değil ama yarım porsiyonla kim doyar bilmiyorum. Herkes memnunsa daha da bir şey demem. Kastım tek yönlü insanlardır, yani 10 parmağında 10 maheret, zeki ve güzelleri ne oldu? Belki benim devrim geçmiştir.
* * *
Herkesin kendisini fotograflarda çirkin bulması diye bir bilgi var. Buna karşılık insan kendisini ayna karşısında olduğundan 3 kat daha güzel görür imiş. Bu işte bir yanlışlık var tabi. Mesele çirkin yada güzel olmak değil ki. -Gülme kardeşim. Tanrı çirkin erkekleri, kızları 'Hard Mode' da ayartabilsinler diye yaratmış. Motivasyon kaynağımız bu ama bazılarıda 'Veteran Mode'da savaşmak zorunda bu vahşi piyasada.
* * *
Kısa yazmanın etkinliği bizzat kendim tarafından test edilip onaylandığı için bunu ara sıra denemek istiyorum. Bir yandan da toplayamadığım fikirlerimi bu yolla örtmüş oluyorum. Daha bugün arkadaşlarla konuşurken (konuşmayı unutmadığımı test etmek amaçlı) 'kendimi övdüğümden çok yererim' diye bir şey söyledim. Belki inanmıştır, kim bilir...