18 Eylül 2012 Salı

BFF İstanbul Bisiklet Turu



Bisiklet Film Festivali 2001 yılında başladığı yolculuğunda nihayet İstanbul'a uğradı ve bende amatör bir bisikletçi ve profesyonel bir bisiklet sever olarak gözlemlerimi aktarmak istedim. Festival 13-16 Eylül tarihleri arasında düzenlendi, kısa metraj bisiklet filmleri, paneller, fotoğraf sergileri ve bisiklet gezileri ile gelip geçti. Ben sadece biziklet turuna katılabildim ve sizlere izlenimlerimi ve turun bende hissettirdiklerini aktarmaya çalışacağım. Festival ile ilgili daha fazla bilgi için buraya ve bu güzel organizasyonu düzenleyen Brendt Barbur ile yapılmış röportaja buradan ulaşabilirsiniz.


Bisiklet rotası bu şekilde fakat ben ve kuzenim tura caddebostandan itibaren katılabildik. Şimdi böyle söyleyince bende kendimi bir garip hissettim. Sergiye gitme filmleri izleme sonra gel burada bıdı bıdı konuş. Neyse işte bende o gün 50 km kadar bisiklet sürdüm, zaten İstanbulda olduğum vakitlerde mümkün oldukça o civarlarda bisiklet sürüyorum fakat bunu kalabalık bir grupla birlikte yapmak müthiş bir duyguydu.
Her sene düzenlenen Gumball 3000 rally diye bir organizasyon vardır. Zenginler lüks araçlarıyla üç bin mil süren bu ralliye katılırlar ve adı ralli olmasına rağmen asıl amaç eğlenmek ve biraz gazlamaktır. İnternetten takip ederim ve hayal kurarım katılmak nasıl olurdu diye ama 25bin sterlinlik katılım ücreti herşeyi tuz buz eder.
Sözün özü BFF adeta Gumball'ın bisikletlisi gibiydi. Konvoy halinde sahilyolunu adeta kapatmamız, düşük tempoda gitmiş olsakta yaşanan geçişler. 'Soldayım' diye geçeceğiniz bisikletliyi uyarmak, hoşuma giden bir detaydı. Herkes o kadar yardımsever ve cana yakındıki mest oldum diyebilirim. Küçük çocukların dışında konvoyda bir de bebek vardı 7den 70'e herkes tek bir amaç için buluşmuştu. İnsanları birbirinden farklı yapan binlerce detay ve düşünce bulabilirsiniz. Önemli olan ortak bir nokta bulabilmektir. Yolda bize alkışlarıyla, araçlarının kornalarıyla destek olan insanlar 'helal olsun spor yapıyorsunuz ' düşüncesinden çok ortak bir noktada buluşup birlik olmamızı beğendiler diye düşünüyorum.
Maltepe Sahilyolunda uzun bir konvoy halinde ilerliyoruz.


Maltepe Sahilinden adaya yolculuk için çıkarma gemisine biniyoruz.

  Çıkarma gemisi tıklım tıklım adım atacak yer yok.

Büyükadaya varış ve organizatörlerin uyarılarını dikkatle dinleyen bisikletçiler.

Güzel manzara bahanesi ile Büyükadanın haşin yokuşlarında yorulan ayaklar dinlendiriliyor:)

Nihayet plaja varıyoruz ve herkes dinlenmeye ve sohbete başlıyor.

Sponsor iş başında insanları mutlu ediyor.
Efes standına ilk önce uğrayıp yer arayan  insanlar bizden başkası olamaz. Bu anda grubun ücretsiz biradan haberi yok ,tabi 2 dakika sonra ortalık hareketleniyor.
Herkes o kadar memnun kaldıki arayı soğutmadan yeni organizasyonlar düzenlemek istiyor. Bundan sonra fırsat buldukça bu tarz organizasyonlara katılmaya özen göstereceğim. Grup halinde bisiklet sürmenin keyfini herkes tatmalı fakat bu tarz durumlar tehlikelide olabilir. Zira mesafeyi ayarlayamazsanız kazalar yaşayabilirsiniz. Kaskımızı takıp, takip mesafemizi korumalıyız.
Biz ilerleyen saatlerde gruptan ayrıldık ve iyi yaptık çünkü biz evimize vardığımız sırada yağmur başlamıştı ve bazı videolardan anladığım kadarıyla tam çıkarma gemisinde giderken yakalanmışlar yağmura. Bu da bizim şansımız, diğer arkadaşlar için işin cilvesi oldu sanırım.
Bunu sona sakladım, bu bisiklet engelli insanları gezdirebilmek için özel olarak tasarlanmış, bu duyarlı davranışlarından dolayı tebrik etmek gerekiyor. Önde oturan HaberTürk muhabiri ve buda haberin görüntüsü.

Arabadan in bisiklete bin.
O gün bin bisikletli büyükada da çocuklar gibi şendik.



10 Eylül 2012 Pazartesi

Ne Kadar Gri

Ah şu tatiller yokmu arkadaşları birbirine düşüren..Nasıl bir tatil ki arkadaşını tanıyorsun kabullenmeye çalışıyorsun..Çok zor geliyor ama..Şöyle başlayayım..
Ben türlü dertler arasında olsamda insanları mutlu etmeye çalışırım herzaman. Bu yüzdendir ki hep istemesemde bir yerlere gitmişimdir bir yerde bulunmuşumdur. Çünkü bilirim arkadaşın değerini aslında hiç göstermesemde. Bazıları vefasızlık sayar arayıp sormamayı ama ben öyle arayıp soracak her dakika merak edecek bir adam değilim ki. Ben içimde yaşarım her kavgayı, aşkı, sevgiyi, kırgınlığı veya aklına ne geliyorsa işte. Bir arayıpta nasılsın demek aklıma gelmedi hiç bir zaman ki bundan sonrada gelmez. Hep karşıdan beklerim aramasını ve sevdiğimi bilmesini.. O yüzden hiç umursamam beni unutmasını veya silmesini sadece içimde yaşamayı severim işte. Çünkü öyle alıştım en başından beri..
Bu yüzdendir ki kızarlar bana hayırsız derler ama pek umursamam çünkü ben böyleyim, kabul edip ararsan gelirim her zaman ama öyle uzaktan uzaktan olmaz işte göksel'in dediği gibi. Neyse işte bu itiraf kısmını geçip konuma girmek istiyorum..
Yaz dediğin nedir işte bir çırpıda gelip geçti bak..Ama bu yaz enteresan olaylar oldu ve çok üzülmeme neden oldu. Ben ki bir sürü kavgaya karışmış birisi olarak sessiz kalma hakkımı kullanmak zorunda kaldım ve içimden gelmesede kabullenmek zorunda kaldım. Orta yolu bulmak kadar zor bir şey yok belki eski toprak olsaydım şu anda bu satırları cezaevinden yazıyor olabilirdim kim bilir..Hayat insanın aklına getirmeyeni başına getirdiği için böylesine güzel yada korkunç..Nereden bakıyorsan öyle, bu kadar basit..
Bir başlık olarak incelemek gerekirse aşkı ele alalım.. Yine aşık olduğumu sandım kısa bir süreliğine  de olsa kendimi kandırdım ama yanlış anladığımı anladım yine. Kalbim pompei gibi taşlaşıp ziyarete açılmayı bekliyor. Hep kaybediyor aslında oyuna başlamadan, çabalamadan galibiyet istercesine.. Arkadaşlıklar desen parçalandı gitti artık kime nasıl davranmalıyım bilemiyorum..Kardeşlikler içinse söyleyeceğim tek söz, nasıl inanmak istiyorsan öyle inan..
Herkes kendini gözden geçirip bir karar vermeli.. Siyah mısın yoksa beyaz mı..Çünkü ben hep gri oldum kimseye doğru dürüst kızmadım ve görüyorum ki bu durum yanlış.. Gerekirse siyah olacağım ama bu savaşı bitireceğim bi şekilde..
Ve sen savaş istiyorsan inan olsun sana tüm gücümle üstüne geleceğim yeterki gerçekleri gör ve karar ver.. Ben siyahları seçiyorum peki sen hangi ibnelikler düşünüp rengini belli etmemeye çalışacaksın?

En iyisi unutalım herşeyi ve içelim şarabı..

17 Ağustos 2012 Cuma

Biraz Umut Sakla Kendine


Oldukça yoğun bir haftadan sonra yine buradayım. Bazı insan evlatları bana zorla suskunlar izletti, acaip derecede bağımlısı oldum. Rahatsız değilim ama süresinin çok uzun olması canımı sıkıyor. İşte yeni üzüntülerim ve sevinçlerim artık böyle. Karakterin başına bir şey gelince üzülüyoruz ama basıyoruz yeni bölüme hemen iyileşiyor zaten. Bizde kolay kolay karakter öldürmezler, diziden ayrılma falan olmadıkça. Hep figuranlar mı ölecek lan. Neyse boşverelim diziyi.
Bayram tatiline çıkacağım için bir veda yazısı yazmak istedim. Suskun geçen ramazan ayından sonra işlerin epey karışacağını düşünüyorum, bende merakla bekliyorum yeni sezonda neler olacak. Diziden bahsetmiyorum bildiğin kendi hayatıma genel bir bakış atıyorum. Aslında güzel başlıyor, çok güzel kararlar alıyoruz fakat harekete geçmede bir problem var. Türk gibi başla ve İngiliz gibi bitir diyorlar işte bize bir porsiyon ondan lazım.
Uyku konusundaki sıkıntılarım geçmiş değil, biyolojik saatimin şaşmasını nasıl düzeltirim bilmiyorum. Uykusuzluk ile ilgili aynı saatlerde iki farklı bakış açısına şahit oldum. İnternet gün geçtikçe şaşırtmamaya devam ediyor, klasik.
Bir arkadaşımız ancak yalnızların mışıl mışıl uyuduğundan bahsederken, diğer bir arkadaşımız çok farklı bir yerde, yalnızların uyuyamadığını bu durumun canını sıktığını belirten bir cümle sarfetmişti. Şimdi ben boş adam olduğum için yine takıldım bu iki, birbirinden farklı düşünceye. Ama bence yanlış baktıkları nokta kişinin yalnız olup olmadığı değildir. İnsan umutsuzsa, insan bir çıkış yolu bulamazsa, hayal kurmayı seviyorsa, keşkelerle yaşıyorsa uyuyamaz. Bence kökü buraya dayanıyor bu mevzunun. İyi hadi görüşürüz. Sonra kafamı duvarlara vurmamak için gidiyorum.
Ben mi neden uyuyamıyorum? Bazen umudumu kaybediyorum sadece. Unutuyorum betonda yeşeren bir gül olmanın zorluğunu. Bunu bana hatırlatacak insanları ise çoktan unuttuğuma da yanıyorum.
Sonuç olarak değişen bir şey yok hayat insanları çözmeye çalışırken geçip gidiyor. Ne dedi bu şimdi, amacı neydi diye kendini yerken bir bakmışsın ömür geçmiş gitmiş. En temizi tatile çık, at kendini sıcacık kumların üstüne. Orada dalavere dönmez işte. Neden? Çünkü suda şaka olmaz. Şeytan doldurur.
-Son söz olarak herkeş kendisine iyi baksın. 2012-2013 yeme içme sezonunda herkese başarılar dilerim.


10 Ağustos 2012 Cuma

Attım Tutma Diye


Boş bir sayfa ile yastığından baktığın tavanın farkları var. Bu farkları aslında tavanda gördüm ve ona anlattım az önce. Fakat kağıt biraz daha nazlı oluyor nedense. Kalemi elime alıpta bir şeyler karalamaya çalıştığımda hevesimin kırılması pek uzun sürmüyor. Az önce koşuşturan o insanlar, o kalabalık bir anda kayboluyor ve kağıt sana kahkahalar atabiliyor bazen. Beni yine boşa harcadın çocuk diye sitem ettiği zamanda oluyor. Zaten umursamaz bir şekilde kalemi oynattığım için oldukça çirkin görüntüler ortaya çıkabiliyor. Neden düşünceleri okuyan bir makina yapılmadı ki? Yada şöyle söyliyeyim, düşünceleri kağıda dökebilecek bir makina olması gerekiyor. Su geçirmez olursa iyi olur zira banyo ilhamın 2. merkezi.
*   *   *
Gece acıkmak olmasa tamamen gece hayatına adapte olmak istiyorum. Tabi kendi gece hayatım müzikli ama öyle çok gürültülü ve pis değil. Daha çok bir kaç metrekareye sığdırılmış bir düzen. Kahve ile birlikte aradığım kaçak uyku olduğu için kendimi ayaklarıma beton döküp okyanuslara atmak istiyorum. Dipten kum çartıp herkesi şaşırtmak istiyorum. Aslında fena planlarımda yok ama güneş doğunca uyuduğum için gerçekleştiremiyorum. Derinlere indiğimde neden böyle yaptığımı buldum aslında. İnsanlardan kaçıyorum artık, gereksiz münasebete girmek istemiyorum, o aldatıcı sohbetlere ortak olmak, yalandan gülmek bazı bazı, bazende modayı takip etmek istemiyorum. Çok dar yaptılar şu pantelonları ve bol pantolon moda olana kadar evimden çıkmama kararı aldım. Bakkala çakkala gidilir, tabi birde hayali köpeğim coni var. -Coni yapma oğlum. Dediğim gibi köpekler gerçektende en iyi dostlarmış, neydi o bir söz vardı...
Her ne boksa işte
*   *   *
Bazen konuşmayı özlüyorum ve denediğimde konuşmayı unuttuğumu fark ediyorum. Önceden günde diyelim 10 birim konuşuyordum, şimdi belki 2 bilemedin 4 birim ya konuşurum yada konuşmam. Bende bu açığı kapatmak için okumaya başladım. Çok okumak delirtiyormuş diyorlar ama bence halt etmişler çok okuyan değil hep okuyan bilir. Ayrıca önceden çok sinebeş izlemek sivilce yapar diyorlardı, onunda yalan olduğu çıktı zaten sonradan. İstediğiniz gibi izleyin dediler ama iyi korkuttular zamanında insanları. Korku ile insanları yönlendirmek ne kadar 'ibnece' bir davranış değil mi? Ama hergün milyonlarca insan tarafından profesyonelce uygulanıyor, özellikle çocuklar etkileniyor bu durumdan. Rahat bırakın çocukları.
*   *   *
Ne zaman çıktı şu yarım porsiyon kızlar allasen. Acaip modalar şimdi italyada herkes yarım porsiyon kız bakıyor. Kimse mükemmel değil ama yarım porsiyonla kim doyar bilmiyorum. Herkes memnunsa daha da bir şey demem. Kastım tek yönlü insanlardır, yani 10 parmağında 10 maheret, zeki ve güzelleri ne oldu? Belki benim devrim geçmiştir.
*   *   *
Herkesin kendisini fotograflarda çirkin bulması diye bir bilgi var. Buna karşılık insan kendisini ayna karşısında olduğundan 3 kat daha güzel görür imiş. Bu işte bir yanlışlık var tabi. Mesele çirkin yada güzel olmak değil ki. -Gülme kardeşim. Tanrı çirkin erkekleri, kızları 'Hard Mode' da ayartabilsinler diye yaratmış. Motivasyon kaynağımız bu ama bazılarıda 'Veteran Mode'da savaşmak zorunda bu vahşi piyasada.
*   *   *
Kısa yazmanın etkinliği bizzat kendim tarafından test edilip onaylandığı için bunu ara sıra denemek istiyorum. Bir yandan da toplayamadığım fikirlerimi bu yolla örtmüş oluyorum. Daha bugün arkadaşlarla konuşurken (konuşmayı unutmadığımı test etmek amaçlı) 'kendimi övdüğümden çok yererim' diye bir şey söyledim. Belki inanmıştır, kim bilir...


14 Temmuz 2012 Cumartesi

Çocuk Ol İşte


Mutlu olmak neydi
Mutlu olmak seksekti
Saklambaçtı, kör ebeydi
Ve bazen beşlik pandikti lanet olsunki
Mutlu olmak o camları kapalı sınıfta kıpkırmızı suratlarla oturmaktı
Cipsten nadir çıkan bir tasoydu
Mahalle maçında gol atmaktı
Sonrasında kavga etmekti bazen dayak yemekti
Arabada ön koltukta gitmekti çoğu zaman
Çikolatayla gelen amcaydı
Kar yağsın diye dua edip bembeyaz sokaklara uyanmaktı
Sonraları ittiler bizi iyice duygusuzluğa
Moron olmamızı istemişler sanki
Ruhsuz gibi sokakta dolaşırken
Bir mesaj sesiyle mutlu olmayı öğrendik
Bir retweet oldu bazen ama değişmedi gerçek
Herşeyi sanal yaşayıp duygusuz ve bi robocop gibiydik
Ve herkes gri iken kırmızıları yeşilleri aramaya koyuldu
Bize büyük beklentileri yıkan bu düzen hep daha iyisine alıştırdı bizi
Ve kimseyi beğenmedik, ne arkadaş olarak ne de aşk
Herşeyi zorlaştırdık yetmedi sevgileri imkansız kıldık
Ne zaman böyle olduk
Neden böyle ruhsuzluğa depar atıyoruz
Bilmiyorum
Aslında mutluluğun içinde olduğunu söylesem çok mu saçma gelir
Yada reklam sloganı gibi olur
Bu korku niye böyle arttı
Ya rezil olursam veya dışlanırsam tavrı
Neden içimizden geldiği gibi davranamadık
Hep içindeki çocuğu koruyan adamları sevdik mesela
Ama örnek alamadık
Çocuk gibi davranmak en güzeli
Aklına geleni öylesine söyleyebilmek
Şamar yermiyim diye düşünmeden sor ve yaşa işte
Ama insanların tavrı sana farklı olacaktır
Deli gibi bakarlar o maskelerinin ardından
Hiç bir zaman yapamayacakları o hareketleri kıskanırlar belkide
Ama deli olmak güzeldir
Hayal kurmak güzeldir
Hiç vazgeçmemek ise mükemmeldir
Bırakın konuşsunlar
Renkli olun ve neşenizi asla kaybetmeyin
Çocukluğunuzu unutmayın ve sorun çekinmeyin
İşte belki o zaman kırmızıyı veya yeşili bulabilirsiniz
Yada şirinleri görebilirsiniz

Mutlu mu olmak istiyorsun?
Aynaya bak, gözlerindeki o gülümsemeyi ara
Ve zorluklara karşı başını asla eğme
Elbet bir gün aradığın şeyi bulacaksın...
Bekleme harekete geç...

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Srebrenica'yı Unutmadık, Unutmayacağız

Çok fazla hikaye var aslında hangisini anlatsam diye düşünüyorum. Hangi göçmenlik hikayesinden başlasam karar veremediğim için karışık gideceğim yine. Doğduğumdan beri periyodik olarak 6 senede bir teyzemin yanına gidiyoruz. Öz teyzem Sancak bölgesinde oturuyor şimdi Sırbistan sınırları içerisinde yer alan bu bölgede müslümanlar ağırlıklı olarak yaşadıkları için bu adı taşıyor Osmanlı zamanından beri ve Sancak bölgesiin bir bölümüde Karadağ sınırları içerisindedir. İlk iki seferimde fazla bir şey anlamamıştım aslında bu yolculuktan. Orada insanların nasıl yaşadıklarından ve neler çektiklerinden. Ama son olark 2008 yılındaki ziyaretimde daha bir farklı görmüştüm herşeyi. 1992-1995 yılları arasında yaşanan Bosna savaşında orada yaşayan Boşnaklarda nasibini almıştı.
Çok iyi hatırlıyorum teyzemlerin evinin hemen alt tarafında kocaman bir arsa var orada top oynardık koştururduk. Bir keresinde 'şu çocuğun adı ne ya?' diye girdiğim muhabbette çocuğun sırp olduğunu öğrenmiştim. Sonra bana 'ne oldu kavga mı edeceksin, dövecek misin?' gibi sorular gelmişti. Tam olarak anlayamamıştım niye kavga edeyim durduk yere diye. Ama sonradan fark ettim tabiki çocuklara işleyen bu düşmanlık duygusunu. Yada bu güvensizliği demek daha doğru olur. Biz burada 'yok o milliyetçi, yok o dinci, yok o kominist' gibi kavgalara girmişken onlar birbirlerini sahiplenmiş ve asıl tehlikenin nereden geldiğini çok iyi biliyorlardı. Çünkü o top oynadığımız askeri araziden tanklar çıkıp sokaklarında dolaşıp büyük korku salmış hatta bir sokak üstlerine atış yapmışlardı. Hep bir tehdit altında yaşamışlardı. 
Tabi bu anlattıklarım Bosna'dan 300 km kadar uzak yerde gerçekleşmişti. Bosnadaki durum çok farklıydı çünkü orada savaş olmuştu. Bunu oraya gittiğim vakit çok net görmüştüm. Arabayla Sırbistan-Bosna sınırını geçer geçmez delik deşik evler görmeniz mümkün. Özellikle öyle bırakıldığını düşünüyorum. Yanmış evler ve hemen yanlarında yeni yerleşimler neredeyse büyün Bosna'da görmek mümkün. Sokaklarda savaşta gazi olmuş insanları görebilirsiniz kimisi bacaklarını kaybetmiş kimisi akıllarını. Zaten orada yaşanan dramı burada anlatmam mümkün değil. İnsan gibip görünce daha iyi kavrayabiliyor. Yani anladığı kadarıyla işte. 
Senelerce beraber yaşadığın ve komşuluk yaptığın insanın bir gün sana silah doğrulttuğunu düşün. Bunların hepsi oldu dünyanın gözü önünde Boşnaklar katledildi. Nato diye kıçımızı yırttığımız o güvendiğimiz insanların gözünün önünde oldu bu durum.
Srebrenica diye bir diyar var.Belki duydunuz belki çok iyi biliyorsunuz orayı, neler yaşandığını. Neler olduğunu  gidip bakabilirsiniz. Binlerce dram arasından hangisine ağlayacağınıza hangisine utanacağınıza karar verebilirsiniz. İnsanların göz göre göre nasıl ölüme gönderildiğini görebilirsiniz. 
Srebrenica'ya gitmek nasip olmadı daha ama bir gün inşallah gideceğim. 
Hiç bir zaman milliyetçilik yapmadım aslında, mevlana kafasında yaşadım. Nereden olursa olsun insandır diye düşündüm. Ama orada yaşananlar ve hala Sırpların yaşananları kabul etmemesinden ötürü Sırplara karşı inanılmaz bir önyargım var demeliyim. En masum hali bu olur heralde. Onların katil ruhlu olduklarını düşünüyorum çünkü yaşananlardan memnunlar ve bunu görmüyorlar. Tabiki böyle düşünmeyen Sırplarda vardır ama onlarda kayboluyorlar bu güruhta. 
Gördüklerim bunu söylüyor çünkü. Dönüş yolunda kenarda duran bir arabanın arkasına yanaştık yol sormak için. Çünkü tabela diye bir şey yok resmen. Onlara sormamızın en büyük sebebi yaşlı adamın taktığı şapkaydı. Boşnakların taktığı şapkayı takıyordu ve ona güvenerek 'selamün aleyküm'dedik. Adam yolu söyledi ama uyardı 'Herkese Selamın aleyküm' demeyin diye. Sırp çıkar Hırvat çıkar diye bizi uyardı ama biz o şapkaya güvenerek sormuştuk zaten, onuda söyledik. 
Çünkü o savaştaki katillerde ailesini kaybedenlerde aynı sokaktan yürüyorlar bugün. Savaşı konuşmak istemiyorlar ama unutmakta istemiyorlar aslında. O yüzden Bosna Hersekte çok ilginç bir durum var ve böyle devam ediyor hayat.
Savaşta tecavüze uğrayan kadınların doğurdukları 'istenmeyen çocuklar' mı dersiniz yaralı evler ve insanlar mı dersiniz. Beni her zaman üzen bir konu olmuştur. Ve bugün Srebrenica katliamının 17. yılı. Bugün 520 şehit cenazesi daha ailesine kavuşacak, ailelerin-kaldıysa- ağlayacak, dua okuyacak bir mezarı olacak. 8000'in üzerinde 15-94 yaş arası erkeklerlerin katledildiği yer. Bende okuduklarımla, gördüklerimle, duyduklarımla bu sayıları veriyorum bir hata var ise affediniz. Ve en azından bu gün insanların neler yaşadıklarını araştırıp, aslında bizim gerçek düşmanımızın bize fesatlık sokmaya çalışan insanların kim olduğunu görmeye çalışmanızı isterim. Bunlar Sırplar değil tabiki, asıl büyük düşman aslında çokta uzağımızda değil, bize akıl veren batılıları bırakıp gerçekleri görmemiz gerekli. Bu olaylardan ders çıkartıp ülkemizi feraha ulaştırabiliriz.
Son sözler olarak 10 temmuz 1995'te kayıt edilmiş bir konuşmada Ratko Mladiç'in 'Bugün bir bayram arefesindeyiz, Yarın Türklerden intikamımızı alacağız' diye bir şeyde vardır. Onlar için bu bir intikam ve bayram olarak görülmektedir bunuda bilmenizde fayda var....
Srebrenica'yı unutmadık ve unutmayacağız, bunu görmezden gelenlere de hatırlatmayı daima bir görev bileceğiz..
Sevgiler saygılar 

1 Temmuz 2012 Pazar

Ramak Kaldı


Bu gece bir şey yazmazsam olmaz
Aklım o kadar durgun ki
Açık denizden gelen o dalgalar bile şenlendiremiyor gönlümü
Sadece kısa bir not düşmek için buradayım.
Bugün farklı diyebilmek için buradayım
Bakıyorum sadece
Güneş farklı bir yerden doğmadı bugün
Farklı bir şey yemedim bugün
Aklıma gelen enteresan bir şey olmadı
Çöplerim değişti sadece poşetleri farklı
Aynı sesleri duydum her zamanki melodi
Güneş doğarken yatıp tam tepeye geldiği vakit kalktım yine
Bir ara koltuklarımın yerini değiştirmeliyim diye düşündüm
Kalsın bu gece
Yarın yıkarız çamaşırları
Sonra dinleriz paylaştığın şarkıları
Ben asıl bu sabah uyuyacak bir sebep bulamadım
Ona üzülüyorum
Bedenim eriyip giderken
Bu gece hangi yıldıza taktım adını
Hangi kapı gıcırtısıyla ürktüm bu gece
Buradan kalkmak istemiyorum
Bir fırsatım var ama gitmeyeceğim
Görmek istemiyorum kimseyi
Kafayı yemeden önce kafamı dinlemek istiyorum
Bugün yumurtanın tuzunu fazla kaçırdım
Evet sabahtan beri tek düşündüğüm bu oldu
Bu şişeyi ne zaman koydum buraya?
Yavaş yavaş kıvama geliyorum, ha geyret
Dur bakalım
Belki sabah farklı bir melodiyle çalar telefonum


Selamlar olsun