Haziran ayında yayın hayatına başlayan online dergi Blogum'un Kasım sayısı yayınlandı. Her ay birbirinden farklı 'blogger'ın yazıları ile genişleyen ve gelişen bu sayıda benimde bir yazım yayınlandı.
Sizlerde bu dergiye konuk olabilirsiniz. Tek yapmanız gereken bu formu doldurmak. Tıklayınız.
Yazımı dergi yayınlandıktan sonra okuyup kontrol ettiğim için hatalarımı şimdi görebildim. Affola. Blogum dergisine teşekkür ediyor ve başarılarının devamını diliyorum.
Keyifli okumalar.
Şimdi kontrol ettim de bu samimiyetsiz ve veli toplantısına davet edermiş gibi cümlelerden sonra bir kaç kelime daha söylemek istiyorum. Bloglarda dolaşırken keşfettiğim bu e-dergi beni heyecanlandırdı. Hemen başvurum kabul edildi ve yayınlandığı için mutlu olsam da 'içindekiler' kısmında yer almamış olmak sanki konsept dışına atılmışız izlenimi verdi. Çoğul konuşmamın nedeni yazısını yollaması için ısrar ettiğim dostum Ozan Öztelli. Umarım editörler ilerleyen sayılarda daha dikkatli davranırlar. İlerleyen sayılarda tekrar konuk olmak dileğiyle.
4 Kasım 2012 Pazar
2 Kasım 2012 Cuma
Batıyoruz Kaptan
Özgür davranabilmek daha rahat olabilmek için kaçtığın yerler vardır. Ben daha rahat olabilmek için şehir dışında okumayı seçtim yada bu blogu açtım mesela. Kendimi tüm içtenliğimle tarif edebilmek, düşüncelerime ve duygularıma her hangi bir kısıtlama getirmeden yaşayabilmek ve yazabilmek için bu hayatı seçtim. Hayallerim çok farklıydı, daha mutluydum belki. Planlar için daha çok zaman harcadığım zamanlardı. Zamanın dönüp sizi bambaşka birisi olarak çıkardığı tünellere girdiğini düşün. Fantastik değil ama değişimi iliklerine kadar hissedip biraz düşününce üzülüyorsun ama daha çok umursamıyorsun. Giderek duyarsızlaşmanın verdiği yalancı mutluluk ile soğuk odalarda soğuk yazılar yazıyorsun. Daha açık olmak isterdim ama hiç bir zaman içimdekini net olarak aktaramadım ki. Dönüp dolaştırmayı seven bir yapım var ki, gideceğim bir yere bile dolana dolana giderim.
Şu anda şarkı değişti ve yazmak istediğimden şimdilik uzaklaştım.. Aklınızda bir fikir vardır ve o anki atmosfer kaybolduğunda o fikir toz olur. Benim sıkça karşılaştığım bir durum bu ve bu yüzden eğer bir şeyler karalıyorsam tek bir şarkı dinlerim ve arkada en az 30 defa çalar. Çünkü o atmosferi o yakalar. Bukowski değilim ki bir bira açıp daktilonun başında yazının akıp gitmesini sağlayayım. Bira atmosferin bir parçası olabilir belki.. Neyse.
Ben buraya neden çıktım, nasıl çıktım. Biraz özgürlük yaşamak için geldiğin bu dünyanın senin için pek uygun olmadığını anlamakta varmış. Bu itirafı sonunda yapabildim. Mutsuzluklar kapıya dayanınca mecburen dökülüyorsun.
Bir an için bir hayal kurmayı deneyelim. Bir başarıyı düşünüyorsunuz, onun için çalışıyorsunuz. Hayatınız boyunca yanınızda bulunmasını istediğiniz kişi ile birlikte kuruyorsunuz bunu. O an için o kişi sizin için çok önemli. Zaman size sağlam bir tokat atmadan gerçekleri göremiyorsunuz ve bu zamanlarda yaşıyorsunuz. Hayalinizdeki başarıyı hayalinizdeki insanla birlikte başarıyorsunuz diyelim. Peki sonra ne olması gerekir? Başarınızın keyfini çıkarıp gökten düşen elmayı yemek değil mi? Ama öyle olmuyor. Kendi çukurunu kazıyorsun ve 'çok orospu çocuğusun hayat' diye söyleniyorsun. Ulan mutluluğu avucunun içinden kaçırıyorsun işte. Yıllar geçiyor ve sonra bakıyorsun başarı dediğin sikik bir plan.
Zaman geçiyor ve plansızlığın keyfini sürüyorsun. Alkol seni seviyor sen başka hayallere dalıyorsun ama sonunda yine bir şarap açmak zorunda kalıyorsun. Bir peynire bakıyorsun bir duvarlara. Bu benim istediğim hayat mıydı moruk diye soruyorsun. Ve en kötüsü gecenin sonunda kısık bir sesle söylenmek oluyor. Çığlık atmak için geç ve yorgunsun. Bir kaç kelime daha konuşup kendini daha üzgün bir adam olarak yatağa atıyorsun. Mutsuzluk içinde yüzen birisi değilim ama öyle olmak zorundaymışım gibi geliyor. Hayalimde kurduğum kale daha ilk günlerden başladı yıkılmaya. Şimdi yolun sonuna geldim. Etrafımda yardım isteyebileceğim kimse yok her zamanki gibi. Bu kadar çıkmaza düşmemiştim. Gemiyi terk etme vakti yaklaşıyor sayın konuklar. Belki yeni bir gemi yeni bir hayal gerekli benim için ama şu anda odysseus gibi bir çıkmazdayım. Ya deniz canavarı yada fırtınalarla dolu gemileri yutan bir girdap.
Bilmiyorum moruk. İstediklerini anlatabilmek güzel ama anlaşıldığın bir dünya daha güzel olurdu heralde. Mutlu olmak için her yolu denediğimiz doğru fakat belki açmaya korktuğumuz kapılar vardır. Bir yerde yanlış yaptığımız kesin. Elimizi çabuk tutsak iyi olur.
Kasımda aşk başkadırcılara gelsin...
23 Ekim 2012 Salı
Sıfır sıfır sıfır
İçimden hiç bir şey gelmiyor
Bir ses arıyorum ama herkeşler uyumuş
İçim kurumuş sanki
Bilgisayarımda bozuk zaten
Bir bok yok yine
Herkeşe iyi bayramlar görüşürüz
Bende su içip yatıcam zaten
Bir ses arıyorum ama herkeşler uyumuş
İçim kurumuş sanki
Bilgisayarımda bozuk zaten
Bir bok yok yine
Herkeşe iyi bayramlar görüşürüz
Bende su içip yatıcam zaten
10 Ekim 2012 Çarşamba
Kral Yırtık Kot Giyer
Hayatımız düşündüklerimiz ve yaptıklarımız arasındaki büyük uçuruma bakıp korkmakla geçiyor aslında. Aklımdan öyle güzel şeyler geçiyor ki bazen kendimi çok disiplinli ve yetenekli sandığım oluyor. Şunu yapalım bunu halledelim, sabah 6'da kalkalım kahvaltımızı yapalım ajansı izleyip okulumuza gidelim. Nedense her sabah zar zor yetişiyorum derslere. Bir şekilde söyleyemiyorum içimden geçenleri. Kendi kendime konuşmaya çok alıştım belkide. Az önce başka bir konuda yazmayı düşünmüştüm mesela ama bu duygularım baskın çıktı belkide.
Bana hep emin olamadığımı söylüyorlar, peki sen neyden emin olabiliyorsun sayılardan başka. Emin olduğum tek şey yaşım. Belkide yanılıyorumdur kendimi oldukça yaşlı hissettiğim için. Lanet olası Zeus bile benim kadar yaşlı hissetmemiştir kendisini.
Ne yaşadığımın bir önemi yok, üşengeçlik sanki önceki hayatımda bana çok çalıştığımı söylüyor. Bu senin emekli gibi yaşaman için bir fırsat diye fısıldıyor kulağıma. Neden böyle konuşuyorsun şeytan bozuntusu? Canımı sıkma artık benim, düşündüklerimi yapabileyim.
Ama...
Amınakoyim yapamıyorum işte...
Bazen kendimi okuduğum okula layık görmem, daha iyi bir yerde olmalıyım diye düşünürüm. Ama düşündüklerimin bir önemi yok çünkü eğer buradaysam bunu hak etmişimdir, fazlasını değil. Okulun da bir önemi yok her konuda böyle düşünebiliriz aslında.
Söylediklerimden emin değilim, bir tepki almadıkça bu durum böyle sürecek gibi duruyor. Yalnızlıklar ülkesinde bir kral oluruz, kendimize emirler verip uygulayamayız. Kendimize ceza veremeyecek kadar yufka yürekli bir kral.Ah benim ıssız şehrim...
Lanet olası şehrimde Bim bile yok anasını satayım, sen oradan çıkar artık...
Not: Son zamanlarda epey blog gezmeye başladım ve gördüm ki ödül almamış bir blog yok. Benim neyim eksik diye düşündüm. Bu rezil kralın bir ödülü bile yok. Çünkü arkadaşım yok, kaç ay geçmiş blog alemindeyim bir yorum bile yazmadım. Ama yazmayı düşünüyorum. Kim bilir belki bu sefer düşündüğümü uygularım.
Esen kalın ıssız şehrimin sessiz insanları...
9 Ekim 2012 Salı
Kanun Kaçağı
Sırf sen mutlu ol diye bütün çiçekçileri gezdim
Sevdiğin o lanet çiçeği bulabilmek için
Polislerden kaçtım sırf sen mutlu ol diye
Kuytu bir sokakta gasp ettiler mücevherleri
İtişip kakışırken çiçeklerde ezildi
Polise gidemedim çünkü bir kaçaktım ben
Aşkımdan prangalar eskittim
Sen gör diye araba kiraladım son paramla
Bilmiyorsun ama kaza yaptım Bostancıda
Sen bu satırları okuduğunda ben çoktan gitmiş olacağım
Sabah ders var canım
O kadar müze gezdim ama pranga bile görmedim ben
Ben adaletli bir hırsızdım zamanında
Sırf iki kişiyiz diye çaldığım üçüncü sakızı geri götürmüştüm
Zaten bizden boonie ve clyde olmayacağı belli
Ama bu sen mutlu ol diye hikayeler anlatamayacağım anlamına gelmez.
5 Ekim 2012 Cuma
Ruhsuz Herif
Şimdi nasıl mı hissediyorum?
Kırık dökük parçalanmış hissetmiyorum. Bir savaşı kaybetmiş gibi hissetmiyorum. Sokaklarda yalnız dolaşacak kadar güçsüz hissetmiyorum. Bir elveda ile hüzünlenecek kadar aptal hissetmiyorum. Köşeye sıkışmış gibi hissetmiyorum.Yorganın altına saklanıp ağlayacak kadar kötü, bankamatik sırasındaki adamlara kızacak kadar sinirli, bira fiyatlarına tepki gösterecek kadar alkolik, okulda dersi dinleyemeyecek kadar güçsüz, bir ekmek almaya gidemeyecek kadar üşengeç, yarın kaçta kalkacağımı bilemeyecek kadar umursamaz, faturaları ödemeyen bir ahmak gibi değil ama hepsini birden düşünebilen bir aptal gibi belkide.
Etrafıma bakıyorum ve planları olan insanlar görüyorum. B,C hatta D planı hazır olan insanlar. Ne için yaşıyor bu ahmaklar. Güzel bir hayat. Peki şu anda çok mu kötü bir hayat yaşıyoruz. Hayır. O zaman bence plana gerek yok.
Herkes gibi olmak zorunda değilim. Sürekli içimde bir 'hissi' yaşatmak, canlı tutmak, ona odun atmak zorunda değilim ki. Ben hayatımdan memnunum. Bir şey hissetmemek beni mutlu ediyor. Bir boşlukta olmak beni huzurlu kılıyor. Bir amacımın olmaması beni rahat hissettiriyor.
Hem kim için plan kuracakmışım ki? Hangisi plan kurmaya değer ki?
Ben bazen bencil bazen düşünceli bir çizgi çizmeye çalışıyorum. İnsanlar için bir şey yap düşüncesi beni rahatsız ediyor. Benim için uğraşan ailemi saymazsak tabi.
Her şeyin kötü gitmesinden rahatsız mı olmalıyım? Bence hayır. Hayat her zaman sana ayak uydurmak zorunda değil. Madem işler kötü gidiyor sen duruma ayak uydur. Ama istediğin kadar çalışsan da önüne geçemezsin bunu bilmelisin.
İşler sarpa sardığında kapıyı vurup gidecek kadar güçsüz değilim. Sadece düşünmek istemiyorum. Artık her hangi bir konuda bir şey hissetmek istemiyorum o kadar. Plan kurmak istemiyorum çünkü bilirsin ki Tanrı çok güler bu işlere.
Başta sorduğum soruya gelince; yaşlı bir teyzenin sokağı izlerken kedisini sevmesi kadar huzurlu ve meraklı ama bir yandan da bir seri katilin işini bitirdikten sonra ciddiyetini koruması ve kendisini önemli hissetmesi gibi.
Sadece içimden bu ikiliyi aynı cümlede yazmak geldi çünkü nasıl hissettiğim konusunda en ufak bir fikrim yok...Sadece bisikletimi özledim diyebilirim.
Ama şimdi iyi hissettiğimi söylemezsem olmaz..
Dur bir saniye.
O kadar planlardan bahsetmişken. Benim bütün planlarımı lanet olası inek içti. Gidip o pisliği vurmalı mıyım?
Planların canı cehenneme, en güzeli ağacın arkasında öylesine duran bir zenci gibi takılmak ve bilinmezlik denizinde limandan limana savrulmak. Bana ne rüzgardan, yardım etmiyorsa etmesin ben kendi dalgama bakarım.
Bugün acayip asiyim, kanım kaynıyor durduramıyorum. Laflara bak..Şimdi bir daha okudum da kendime sinir oldum... Sürekli değişen bir ruh hali içindeyim ve bunun sağlıklı olmadığının da farkındayım. Belki de size yalan söyledim, her şeyin farkındayım ama kendimi kandırmayı sevdiğim için yazıyorum bunları.
Evet şimdi kendimi kandırılmış hissediyorum. Ve bu durumdan rahatsız olacağım günü bekliyorum...
Kırık dökük parçalanmış hissetmiyorum. Bir savaşı kaybetmiş gibi hissetmiyorum. Sokaklarda yalnız dolaşacak kadar güçsüz hissetmiyorum. Bir elveda ile hüzünlenecek kadar aptal hissetmiyorum. Köşeye sıkışmış gibi hissetmiyorum.Yorganın altına saklanıp ağlayacak kadar kötü, bankamatik sırasındaki adamlara kızacak kadar sinirli, bira fiyatlarına tepki gösterecek kadar alkolik, okulda dersi dinleyemeyecek kadar güçsüz, bir ekmek almaya gidemeyecek kadar üşengeç, yarın kaçta kalkacağımı bilemeyecek kadar umursamaz, faturaları ödemeyen bir ahmak gibi değil ama hepsini birden düşünebilen bir aptal gibi belkide.
Etrafıma bakıyorum ve planları olan insanlar görüyorum. B,C hatta D planı hazır olan insanlar. Ne için yaşıyor bu ahmaklar. Güzel bir hayat. Peki şu anda çok mu kötü bir hayat yaşıyoruz. Hayır. O zaman bence plana gerek yok.
Herkes gibi olmak zorunda değilim. Sürekli içimde bir 'hissi' yaşatmak, canlı tutmak, ona odun atmak zorunda değilim ki. Ben hayatımdan memnunum. Bir şey hissetmemek beni mutlu ediyor. Bir boşlukta olmak beni huzurlu kılıyor. Bir amacımın olmaması beni rahat hissettiriyor.
Hem kim için plan kuracakmışım ki? Hangisi plan kurmaya değer ki?
Ben bazen bencil bazen düşünceli bir çizgi çizmeye çalışıyorum. İnsanlar için bir şey yap düşüncesi beni rahatsız ediyor. Benim için uğraşan ailemi saymazsak tabi.
Her şeyin kötü gitmesinden rahatsız mı olmalıyım? Bence hayır. Hayat her zaman sana ayak uydurmak zorunda değil. Madem işler kötü gidiyor sen duruma ayak uydur. Ama istediğin kadar çalışsan da önüne geçemezsin bunu bilmelisin.
İşler sarpa sardığında kapıyı vurup gidecek kadar güçsüz değilim. Sadece düşünmek istemiyorum. Artık her hangi bir konuda bir şey hissetmek istemiyorum o kadar. Plan kurmak istemiyorum çünkü bilirsin ki Tanrı çok güler bu işlere.
Başta sorduğum soruya gelince; yaşlı bir teyzenin sokağı izlerken kedisini sevmesi kadar huzurlu ve meraklı ama bir yandan da bir seri katilin işini bitirdikten sonra ciddiyetini koruması ve kendisini önemli hissetmesi gibi.
Sadece içimden bu ikiliyi aynı cümlede yazmak geldi çünkü nasıl hissettiğim konusunda en ufak bir fikrim yok...Sadece bisikletimi özledim diyebilirim.
Ama şimdi iyi hissettiğimi söylemezsem olmaz..
Dur bir saniye.
O kadar planlardan bahsetmişken. Benim bütün planlarımı lanet olası inek içti. Gidip o pisliği vurmalı mıyım?
Planların canı cehenneme, en güzeli ağacın arkasında öylesine duran bir zenci gibi takılmak ve bilinmezlik denizinde limandan limana savrulmak. Bana ne rüzgardan, yardım etmiyorsa etmesin ben kendi dalgama bakarım.
Bugün acayip asiyim, kanım kaynıyor durduramıyorum. Laflara bak..Şimdi bir daha okudum da kendime sinir oldum... Sürekli değişen bir ruh hali içindeyim ve bunun sağlıklı olmadığının da farkındayım. Belki de size yalan söyledim, her şeyin farkındayım ama kendimi kandırmayı sevdiğim için yazıyorum bunları.
Evet şimdi kendimi kandırılmış hissediyorum. Ve bu durumdan rahatsız olacağım günü bekliyorum...
25 Eylül 2012 Salı
Kaybettiğin Ne Varsa Benimdir
Kaybetmiş olabilirsin bütün hayallerini ama dik durmalısın..
İşte günlerdir tekrar ettiğim cümle budur..
Hayat dediğin bir araba girdiğin çukurlar insanın canını sıkıyor ama...
Peki yol biterse ne yapacaksın
Belki yoğun sis altındayım bütün dertlerler üzerime çöktü bir anda
Onu kestirebilmek için zamana ihtiyacım var sadece
Oturmuş radyoyu kurcalıyorum bir ses duyabilmek için
Belki düzelir, rayına girer olaylar..
Bir güneş arıyorum, doğmasını bekliyorum
Beklemek en büyük hatam olduğunu bile bile
Boğazım düğümleniyor artık inan
Kafiyem kalmadı cebimde bir kaç kuruş eğlenmeye
Hep istediğin oldu işte diyor ikinci ben
Uğraş uğraşabilirsen
Çık işin içinden
Uzaktan bakmakla yaşamak bir değil ya lan
Yol bittiğinde sen nereye döneceksin çocuk
Yıllar sonra yüzüne vurulan gerçekle...
Belki de sabahı bekleyeceğiz yine her zamanki huyumuz işte...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





